18.jpg

Ana Menü

  • ANA SAYFA
  • ÖZEL HABERLER
  • MAKALELER
  • ÖYKÜLER
  • ANILAR
  • ŞİİRLER
  • ÇEVRE ve İNSAN
  • İNSAN HAKLARI
  • HALK KÜLTÜRÜ
  • BÜYÜKLERE MASAL
  • KARİKATÜR
  • OKURLARDAN
  • BANA YAZIN
  • RADYO DİNLE
  • FOTOĞRAFLAR
  • FİKRET MALKOÇ
  • ULUSAL BASINDAN
  • VİDEO İZLE
  • GAZETELER
  • YAZI ARŞİVİ
  • MİSAFİR DEFTERİ
  • KÜNYE

SON EKLENENLER

  • Heron İddiaları
  • Türk Yunan dostluğu sahaya indi
  • Yeni Mübarek Kim Olacak?
  • Krizin faturası yoksullara
  • ‘Fethullahçılık tehlikesi’ ve hukuk...
  • Rize’deki Felaketin Nedenleri
  • Sabır Taşi
  • Burası Viyana mı?
  • Ayı ve Devler Arasında
  • Yine bir çıkmaz sokak!
  • Avcı: Bunu bekliyordum
  • Hanefi Avcı Yazdı
  • Sümela
  • BJK kampından PKK kampına
  • Eski Dosta Gözyaşılı Karşılama

Son yorumlar

  • Hükümet Demokrasiye Direniyor mu?
  • Yaşamak Güzel, Yaşatmak Daha Güzel‏
  • Sekiz Ayda Yüzbin Ziyaret
  • Trabzonlu Bir Türk Olmanın Keyfini Yaşamak
  • Ne Kadar Demokrasi İkram Edersiniz?

ANKET

Anayasa Refendumu için
 

2010 Ziyaretçileri

mod_vvisit_counterToplam:102139
...

Trabzon’daki Son Rum evi de kapandı Array Yazdır Array
Anılar
İlyas Karagöz tarafından yazıldı   
Cuma, 07 Ağustos 2009 07:26

Terk edilmiş, ıssız, harabe ve virane yerleri üzüntü ile karışık hüzünlü duygularla severim. Bu durumu, yaşlı insanların terk edildiklerinde düştükleri üzüntü ve keder ile benzer bulurum.
Sözünü edeceğim virane yerler Krom, İmera ve Santa gibi kalıntılarıdır.
Her sene ziyaretine giderim oraların. Bilinmeyen zamanlardan 1924 mübadelesine kadar o dağlık ve taşlık vadilerde hareketli bir yaşamın var olduğuna tanıklık eder halen ayakta duran kalıntılar.
Oralarda yaşayanların, sürgün sonrası kayıp ettikleri cennet vatanlarına duydukları özlemi hissederim, yaşarım.
İşte bu duygular, insan olmanın inceliklerini de işler yüreklere. Bu yazımda; 1958 yılında Trabzon’a gelen,

Trabzonlu sürgün bir Rum kadının anılarından söz edeceğim.
Belki de bunun için bazıları beni kınayacak. Rahatsız olanlar olacaklar.
Ne var ki insani değerleri yüreğine nakış gibi işleyen pek çok kişinin var olduğunu da biliyor ve yazdıklarımı anlayacaklarını düşünüyorum.
Ata yurdundan zorunlu olarak sürgüne gönderilen bir nesil düşünün. Onlardan bir tanesi yarım asır sonra dönse ve çocukluğunun geçtiği yerleri gezse, köyünün evleri, yolları, ağaçları, suları ve kiliselerini yeniden görse ne olur?
İşte bu yazıda öylesine bir anıyı yaşayan kişi ile beraber olacağız.
***  
 

Kromni'de Seyit Ağa Konağı  (Fotoğraf yusuf bulut arşivi)

      

Kromni’li Parthenopi’nin Anıları
 
Krom’un en zenginlerinden biri de Fostiropulos ailesiydi. Yaz gelince yazlığa İmera‘ya çıkar, kışın yine Trabzon’a dönerlerdi.
Eleni Fostiropulos’un dört kızından biriydi. O günün en iyi okullarında okumuş bilgili ve kültürlü bir kızdı. Seyit Ağanın oğlu Lazarides Telimahos ile evlenmişi. Evliliğinden Parthenopi adında bir kızı oldu.
Eleni kızını okuttu. O kadar ki kendisinden daha bilgili ve kültürlü olmasını sağladı.
Parthenopi o güne göre Osmanlıda pek de adı sanı duyulmamış bir ideoloji olan sosyalizm ile içli dışlı olmaya başladı.
İnsan hakları, işçi hakları, emeğin kutsallığı, emek sermaye ilişkileri gibi şeylerden söz ediyordu annesine. Anası ise bu söylenenleri saçma bir düşünce olarak kabul ediyor ve kızının bu halini beğenmiyordu.
Ruslar 1916 yılında Trabzon’u işgal etti. Bundan yararlanan bazı Rumlar bir takım çılgınlıklara girişti. Rusların kalıcı olacağından hareketle bir takım çeteci işlere giriştiler. Sonuçta tahminlerinde yanıldıklarını anladılar ama iş işten geçmişti.
Ruslar Trabzon’u terk ederken geride kalan “günahkâr” Rumlar bir korkunun içine düştü. Tek çıkış yolu; Rus askerleri ile giderek iltica etmeyi planladılar ve Rusya’ya doğru yola çıktılar.
Eleni’nin kızı Parthenopi annesini ikna edemedi.
“Ben burada Trabzon’da doğdum, burada öleceğim” dedi kızına.
Çaresiz kaldığını düşünen Parthenopi mülteci Rum göçmenler arasına karışarak Rusya’ya doğru yola koyuldu.
Eleni zengin ama artık tek başına bir kadın olarak Trabzon’da yaşamaya başladı. Nasıl olduğu pek bilinmez, belki de zenginliğinden, mübadelede de sürülmedi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi mutlu bir yaşantı kurdu kendisine. Tek derdi Rusya’ya giden kızının özlemiydi.
Eleni Trabzon’da Agios Vasilios mahallesinde oturuyordu. Rumlar sürülünce mahalle boşaldı. Tonya’dan gelerek ona komşu olan insanlar olmuş. Tonyalı komşuları ile uyum içinde güzel günler yaşamaya başladı. Eleni merhametli ve yardımsever bir kadındı. Daha ziyade o nedenle çok sayıda dostu oldu. Özellikle komşusu Tonyalılar onu sever ve sayardı.
 


 Kromni Hacı Murat Köprüsü  (Fotoğraf yusuf bulut arşivi)

 
Sene 1958
Parthenopi Rusya’dan Yunanistan’a gitti.
Bu gidişin nedeni annesini görmek içindi. Annesinin de sürgün edildiğini sanıyordu. Yunanistan’daki Trabzonluları aradı buldu ve annesini sordu. Eleni’nin Trabzon’da kaldığını duyunca şaştı kaldı. Annesinin ne kadar akıllı kadın olduğunu bir kez daha anladı.
Trabzon’a döndü ve annesini, Trabzon’dan giderken bıraktığı evde buldu. Aradan tam tamına kırk yıl geçmişti ve kırk yılın hasreti ile kucaklaştılar.
Ana kız üç yıl daha hiç ayrılmadan beraber yaşadı.
 
Sene 1960 
18 Ekim 1960 günü baba memleketi ve çocukluklarının geçtiği Krom’a gitmek üzere yola çıktılar. Zigana üzerinden Gümüşhane’ye kadar otobüsle gidecekler oradan Krom’a dönecekler. Oysa Yolu olsa Sümela yolunu izleyerek Cami boğazından geçmek daha kestirme olurdu.
Gümüşhane’den atlara bindiler. Kilitköy, Haikse, Orta Mahalle, Culukli, ve Çapli köylerini geçerek Sefilanton’a vardılar. Artık akşam olmuştu ve geceyi orada geçireceklerdi.
Köylüler tarafından çok sıcak karşılandılar. İzzet ikramda bulunuldu.
Parthenopi o akşam sofraya gelenleri şöyle sıralar; Kaymak, Tereyağı, Kavurma, Peynir, haşlanmış patates, ev yapımı kesme makarna, Krom armudu, ekmek ve süt.
Parthenopi yemekten sonra hiç gereği yokken ağlamaya başladı. Bu durumu daha sonra şöyle açıklar; Çocukluğumda koyunlarımız vardı. İçtiğim sütün tadı beni o günlere götürdü. Harika bir tadı ve kokusu vardı.
O sabah köylüler bizi iyi dilekleriyle yolcu etti. Geçtiğimiz köy ve tepelerde cemaatsiz kalan boş ve virane kiliselerin parladığını gördüm. Onlara baktıkça ağlamamak için kendimi sıkıyordum.
Thomandon’a vardık. İnanılır gibi değil ama orada da olağanüstü bir ilgi ile karşılandık. Çok kalmadık İmera’ya indik.
Muhtar evinde ağırladı bizi. Masalar kuruldu ve tüm köy halkı yemeğe geldi. Ardından eğlenceler başladı. Horon, davul zurna ve kemençe geç vakitlere kadar devam etti.
O sabah, gezinmek için çıkıp ayakta kalan kiliseye gittim.
Kilisenin içinde yanan mumları görünce şaşırdım. Hıristiyan kilisesindeki mumları kimin yaktığını sordum. Dediler ki;
“Hasta olan, bir sıkıntısı olan kiliseye giderek bir mum yakar, Allaha yalvarır.”
İmeranın yüksek bir tepesinde bulunan Aya Yanis kilisesine de gittim. Keşiş hücreleri ve ara duvarları yıkılmıştı. Dış duvarında ise kilisenin yapılış tarihi halen okunuyordu. “1859”
Ey koca siyah manastır. Ne güzel bahçelerin ve ağaçların vardı. O ağaçların ne muhteşem gölgeleri olurdu. Sadece önünden geçerek köye doğru akan berrak bir su eskiden olduğu gibi akmasına devam ediyordu.
Yanında küçük bir kilise daha vardı, girdim. Bütün duvar yazıları silinmiş veya kırılmıştı. Sadece (I.X.NIKA) diye yazılı bir haç sağlam kalmıştı. Biraz ötede rahmetli Yakovas Fostiropulos’un romantik evinin sadece yıkık duvarları görünüyordu.    
 
alt
 Kromni'de virane olmuş kiliselerden biri (Fotoğraf yusuf bulut arşivi)

21 Ekimde Krom’a doğru yola çıktık.
Saranton’a vardık.     
Orada sadece Agios Thedora kilisesi ayaktaydı. Başkaca tek bir ev bile yoktu. Kilisenin ön avlusundaki olağanüstü manzara aynen duruyordu. Ne yazık ki gözyaşlarım o manzaranın tadına varmamı engelledi. Bembeyaz kaleler gibi bıraktığımız kiliseler; Nanak, Guluvena, Lori, Saimanandon, Metamorfosi, Agethodoron, Gerandon, Aya yanis, Frangondon kiliseleri neredeyse yerle bir olmuştu. Kiliselerle beraber bir devrin tarihi de yerle bir olmuştu. Her birine doğru dönerek istavroz çıkardım. Gözlerimden aşağı akarak göğsümü ıslatan gözyaşlarım acımı biraz olsun hafifletti.
Alithinos yolundan inerek Hacı Murat köprüsünden geçtim, Kocandon’a doğru yürüdüm.
Eskiden orman içi olan bu köyde şimdi hiç ağaç yok. Sadece altı aile yaşıyordu.
Seyit Ağanın konağında ağırlandık. Kaderin cilvesine bakın ki bu konak dedemin babasının eviydi.
Oradan aşağı Metamorfosi’ye inerek dedemin binasına ve yakınındaki vaftiz annem halamın mezar yerine indim. Mezarlık belirsiz, Okul binası çatısız ve harabe haldeydi.
Göğsüm kederle dolu olduğu halde yokuşu çıktım.
Eskiden mahallemiz olan yere gittim. Bayramandon’da Kromni’nin en iyilerinden olan iki evimiz de harabe halindeydi. Biraz daha ilerledim, rahmetli dayım Kostas Sidiropoulos’un evinin yanındaki çeşmemize gittim. Alçak bir duvarın üstüne oturarak epeyce seyrettim. Sonra yerimden kalktım yürüdüm, çeşmenin yanına gittim. Yosun tutan taşlarını eğildim öptüm. Ağlamaktan burnum da akmaya başladı. Sanki gözyaşlarımla yarış ediyordu.
Çeşmenin üst tarafında bir Cürena ağacı vardı. Bıraktığım gibi buldum onu. Elli yıl önce çocukluğumda en çok sevdiğim yer burasıydı.
Sonraki gün üzgün bir kalp ile mezarlıkların bulunduğu yere giderek dua ettim.
Artık dönme zamanı gelmişti.
 
İmera’ya doğru yola çıktık.
Geldiğimiz yoldan Trabzon’a dönecektik.
Gümüşhane’den sadece pestil satın aldım. Otobüse bindik ve Hamsiköy’de yemek yedik. Oradan da Trabzon’a devam ettik.
***                                   
Parthenopi Yunanistan’a dönmek istiyordu ama annesini bir türlü ikna edemiyordu. Eleni;
“Ben Trabzonluyum, Yunanistan bana yabancı, burada doğdum, burada öleceğim. Gitmek istiyorsan git, ben kimseye git demem” diyordu.
Kızı ile yarım yüzyıl önce olduğu gibi yine anlaşamadı ve Parthenopi Yunanistan’a döndü.
***
Yıllar çok çabuk geçti ve Eleni Hanım iyice yaşlandı. Artık kendi ev işlerini göremiyordu.
Tonyalı bir tüccarın hanımı olan Nazire (Ünlü Maraz Ahmet’in hanımı) Eleni’yi yalnız bırakmadı. O kadar ki Nazire hanımın gelin ve torunları da Eleni teyzeye yardım etmekten gocunmadı. Kültürlü bir kadın olan Eleni arada bir küçüklere öyküler ve masallar anlatırdı.
Bir gün Nazire hanımı yanına çağırdı;
“Nazire” dedi. “artık çok yaşlandım. Biliyorsun ki hiç kimsem yok. Öldüğümde her şeyimi talan edecekler. Bana çok yardımın oldu, şimdiden halıları topla götür.”
Nazire Hanımın aklından geçirmediği bir istekti bu.
“Aman Eleni, ben böyle bir şey yaparsam mahallenin diline düşerim. Bir tabak yemek verdi kadının halılarını aldı derler. Böyle şeyleri aklından bile geçirme.”
***
Ve bir sabah Eleni’nin ölüm haberi yayıldı mahalleye.
Agia Maria Kilisesini papazına haber gönderdiler.
Papaz mevta ile birlikte evdeki kitapları da alıp götürdü.
***
Bir hafta sonra Trabzon Belediyesi memurları geldi. Kapı ve pencereleri çivi ile çaktılar. Çakmakla yetinmeyip ip bağlayarak ek yerinden mühürlerler.
Böylece Trabzon’daki son Rum evi kapanmış oldu.
***                  
Nazirenin küçük oğlu Hüsnü Yunanistan’a giderek Parthenopi’yi bulur. Beraber Trabzon’a dönerler ve baba servetine sahip çıkması için onu ikna etmeye çalışır.
O da yaşlanmıştır artık;
“Annemden kalan bütün mal ve mülk artık Trabzon halkının malı olmalıdır” der.
Hüsnü, Parthenopi’yi ikna edemedi ve eski sosyalist kadın geriye, Yunanistan’a döner.
***        
Her sene Krom ve İmera taraflarına bir iki kez giderim. Son olarak 28 Temmuz 2009 pazartesi günü gittim. İmera’daki Agios Yaniz Manastırının harabeleri Sümela’da olduğu gibi turistik bir konuma getirmek için çalışmalar yapılacakmış, öyle duydum.
Krom’da, Parhenopi’nin söz ettiği Hacı Murat köprüsü halen işlevini sürdürüyor.
Okul binasının bir kanat duvarı halen ayakta.
Mezarlıkların yeri ise artık belli değil.


Bu yazıyı Facebookta paylaş
< Önceki   Sonraki >
 

Yorumlar 

12
 
+1 #7 poyraz demir 2010-04-20 02:07
Başta bir trabzon kumyataklı olduğum için gurur duyuyorum. Şunuda söylemek isterim ki vatanı bölmek amacıyla gelenler hariç herkes misafirdir.
Alıntı
 
 
+2 #6 evrim 2010-02-10 14:08
Asıl sana yazık vatanından kopmak istemeyen bir insanın duygularını taktir edemiyorsun tamam kabul ediyorum siyasal çatışmalarda çok kan döküldü çok canlar yandı ama olan halka oldu yani her iki tarafa şimdide onların izlerini yok etmeye çalışıyorlar ne kadar acı...
Alıntı
 
 
-1 #5 isim yok 2010-01-31 16:56
yazık size ya onca yıl içimizde yaşayıp snra bizi katleden rumları hala sevmeye çalşıyorsunuz ! çocukları kadınları yaşlılıarımızı onların dedeleri öldürdü inş bütün rum kiliseleri yıkılır yok olur ..
Alıntı
 
 
+2 #4 Ayhan Aydın 2009-12-17 22:36
Tonyalı (kumyataklı) Nazire teyzemize yakışanı yaptı. Bir kez daha anladım ki misafirperverlik, bu yöre has bir yaşam biçimidir.
Alıntı
 
 
0 #3 tuğrul çolak 2009-10-08 02:38
gerçekten iyi bir hikaye beninim akrabalarım şu anda seyit aga konagında oturuyor bidaha oraya gidince daha bi iyi gözden geçirecegim konagı paylaşımınız için teşekkürler
Alıntı
 
Yorum listesini yenile
Yorum ekle
JComments