SON EKLENENLER
- 12 Eylül Sabahı
- Güney Akımı Projesi
- Kim 'evet'çi, kim 'hayır'cı?
- Gelen Var
- Bayramınız Kutlu Olsun
- 'Fehmi Tosun'u hatırla'
- Bahçeli de tehlikeli sulara daldı!
- 'Vatandaş Türkçe konuş' günleri...
- Jitem Yargılanıyor
- Devlet Halk İlişkileri
- 12 Eylül'ün karanlık dosyaları
- Heron İddiaları
- Türk Yunan dostluğu sahaya indi
- Yeni Mübarek Kim Olacak?
- Krizin faturası yoksullara
ANKET
| ... |
| Laz Evleri 1 | Array Yazdır Array |
| Halk Kültürü | |||
| Şevket Çorbacıoğlu tarafından yazıldı | |||
| Çarşamba, 03 Haziran 2009 14:20 | |||
|
(Ontule-Serenti-Bageni-Jimoka-Getasule-Bardi-Okotumale Ve Karmateli Laz Yerleşkesi) Matasyon benim için; Karadeniz’in İç Anadolu’ya, İç Anadolu’nun Karadeniz’e açılan kapısıdır. Bu kapıdan içeriye girdiğinizde sizi kucaklayan Karadeniz’in maviliği Tekkeköy’e dek bırakmaz. Karadeniz’in son ovası Çarşamba’ya geldiğinizde Karadeniz rengini yeşil’e teslim eder. Burada ırmak bile yeşile mağlup olmanın ağırlığında beliren, “Yeşil ırmak” yaftasıyla yavaş –yavaş akar.
Terme’ye geldiğinizde Karadeniz’in Mavi ve Kara ile harmanlanmış özgün maviliği daha da bir coşkuyla karşılıyor. Mavi ile Yeşil’in dayanışmasındaki Doğa ambiyansı ise insanı büyülüyor. Çam ağaçlarının eşliğinde Ünye’ye girdiğinizde Çam’ı n yeşili ile otantik Karadeniz maviliğinin, ayrı bir büyüleyen yarışı ile karşılaşıyorsunuz. Mavi-yeşilin, Sar-kahve ile oluşturdukları doğa desenli tabanla, Mavi tavanın oluşturduğu doğa yapısı, yavaş-yavaş otantik yapısını da sunmaya başlıyor.
Karadeniz mavi çatının altındaki kendine özgü maviliğini hep korur. Karası yoktur, fakat bazen hırçınlığını gizleyemeyen o devasa dalgalar Karadenizliye karalar bağlatır. Bağlatmasına bağlatmasın da, yeşil ile mavinin birlikteliği ile başlayan o eşsiz görünüm, daha doğrusu doğanın insan duygularını en üst noktaya taşıyan müthiş renklerinin dostluğu Karadeniz’in ‘kara’sını kısmen de olsa unutturuyor....
Doğusuna yöneldiğinizde Doğası ve Doğanı ile bütün Karadeniz’in otantik havasını zenginleştiren “Laz Evleri” yavaş-yavaş belirmeye başlıyor. Sarp’a yaklaşmaya başladığınız noktada “Karadeniz Evleri”nin bazıları fındık bahçelerinde aniden karşınıza çıkıyor. Bazıları ise dağ yamaçlarında, keskin virajlarda, sahil yol boyundaki çay ve mısır tarlaları içinde selam bekliyor, dost bekliyor, sevgili bekliyor. Karadeniz’in konukseverliğini göstermek için her zamanki tez canlı duruşunu koruyor. Ünye’de, Perşembe’de, Ordu’da, Bulancak’ta, Giresun da, Tirebolu’da, Akçaabat’ta, Trabzon’da, Rize’de, Çayeli’nde, Pazar, Ardeşen, Fındıklı’da ve Arhavi, Hopa, Kemalpaşa ve Sarp’ta, hatta, sarp ötesi yamaçlarda kapısının çalınmasını bekliyor… İlgi bekliyor. Özellikle Akçaabat ve Tirebolu’da Otantik evlerin hasretli bekleyişi var ki, insan; Safranbolu, Beypazarı, Kütahya, Birgi evlerinin v.b. lerinin kapısını çalanlar neden buradaki kapıları çalmadığını düşünmezden edemiyor.
Ordu’dan sonra Melet ırmağını geçtiğinizde Doğu Karadeniz’e girmiş oluyorsunuz. Giresun ve Doğu Karadeniz dağlarının lütfettikleri o güzelim doğa dizaynı Falez ve koylarla zengin cennet bandını ve otantizmini yok eden “Sahil Yolu” inşaatı öncesi ayakta duran geleneksel LAZ EVLERİ yok artık. Rize’den Sarp’a dek karşınıza çıkan tarihin geçmişteki gizemli sırlarını barındıran LAZ EVLERİ yok denecek kadar azaldı. Sarp sınır kapısından geçerek Gürcistan’da konuşlanmışlar. Çatılarını örtükleri sac dikkatinizi çekiyor. Bu evlerin; Stalin döneminde Türkiye’ye gelemeyen Lazları evleri olduğunu öğrendiğinizde bir burukluk hissediyorsunuz. Evet; Sarp’ın karşı yamaçlarında, Gürcistan sınırındaki LAZ EVLERİ hala dimdik ayaktalar.
Laz Evleri denince akla, ağaca dayalı yapılar gelmektedir. Antik çağda Daha çok ormanlık bölgelerde rastlanan ve İskandinav ülkelerinden İsveç’te yapılan ve duvarları ağaç tomruklarının üst-üste gelmesiyle köşeleri geçmeli bağlantılarla oluşturulan, boşluklara sıva, yosun ve çamur doldurulan (bir söylenceye göre İsveç’in dağ köylerinde yaşayan ve Lazca konuştukları savlanan Vikingler’in atası “Bragadiler”in) dağ evleri “Şaleler”i çağrıştırmaktadır. Kuzey Amerika’nın ilk göçmenleri, özellikle avcı ve oduncular böylesi evleri yaptırmayı sürdürdüler.
“Laz Evleri”nde zamanla yapım malzemesi olarak ahşabın yanında taş kullanılmaya başlandı. Bu malzemeye ek kerpiç kullanılan Aydın, Bursa, Kütahya, Kula, Birgi, Erzurum yapı öğeleriyle benzeşse de kendi otantizmini oluşturan farklı öğeler içermekteydi. Bunun yanında Anadolu mimarlığında XVIII. Yüzyıl sonuyla XIX yüzyıl başlarında görülen ve batı etkisinde biçimlenen; geniş saçaklı, masif kapı ve pencereler, oymalı korkuluklu, raflar, dolaplar ile ahşabın yaygın biçimde kullanıldığı Anadolu’nun yapı öğelerinin etkisinde kalmadığını söyleyemeyiz. Özellikle Safranbolu ve Beypazarı yapı öğelerinden..
Genelde coğrafi yapısı ve iklim koşullarında biçimlenerek, tarihsel barınma süzgecinden sonra kendine özgü “Laz otantizmi”nden söz etmeye çalışacağım.
“Ev” barınma gereksiniminden doğan evrensel bir olgu. Bu nedenle evrensel öğeler taşıması olağan. Fakat Coğrafi ve iklim koşullarındaki farklılıklar, yapıda farklı biçimsellikler gündeme getirerek, iç ve dış mekânlara yansır. O toplumun kültür boyutundaki geleneklerini de iç ve dış mekânlara taşıyarak, kendi otantizmini oluşturur. Bu bağlamda yörenin doğal verileri, Doğu Karadeniz’de de yapının biçimini ve uygulamalarını etkileyerek, diğer bölgesel yapılaşmalardan soyutlanmasa da kendi özgü yapı kimliğini kazanır. Her ne kadar uzmanlar; Kuzey Anadolu verileri ahşap yapıyı, Orta Anadolu kerpiç ve taş yapıyı, batı Anadolu’nun taş yapıyı ve Güney Anadolu’nun verileri ahşap-taş yapıyı ortaya çıkarmıştır diyorlarsa da, Laz yapı mimarisinde “Serender” ve “Bagen-Hayvan evi” hariç konutlarda kerpiç dışında diğer yapı malzemeleri kullanılmaktadır.
Laz evlerinin, Gürcü ve Hemşin evleri ile dış ve iç mekânsal farklılıklar göstermesi, farklı kültürlerin yapı öğesindeki belirleyiciliğinin somut kanıtıdır. Gürcü evleri ahşap, Hemşin evleri taş ağırlıklı, Laz evleri ise taş ve ahşap karışımı, fakat Gürcü evleri kadar olmasa da; Ahşap ağırlıklıdır. Örneğin GÜRCÜ EVLERİ; temelden çatıya dek ahşap yapı elemanları ve malzemelerinden oluşur. Çok daha mekânsal detaya sahiptir. Artvin eski Halk Eğitim müdürü Sayın Zikri Işık, tipik bir Gürcü evi olan Şavşat İmarhav yöresi evlerini detaylandırıyor.
Hemşin Evlerini Sevgili dostum Köksal Burum anlatıyor:
Olguyu Anadolu’daki uygarlıkların yerleşme ve yayılma alanları bütününde ele aldığınızda, yapı farklılıkların bu süreçte ortaya çıkan farklı görüşlerden, yaşayışlardan kaynaklandığını görüyoruz. Anadolu dünya uygarlığının köprüsü olması nedeniyle, Anadolu evlerinin de farklı biçimselliklerini /mimarisini beraberinde getirmiştir. Özellikle Anadolu kıyılarının Asya ve Avrupa dış etkisinde kalması oluşumu daha da yoğunlaştırmıştır. Bu nedenle Karadeniz, Ege, Akdeniz ve Marmara’da birbirinden küçük ince ayrımlarla (nüanslarla) mimari farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Örneğin Batı Karadeniz’de Bizans, Orta Karadeniz’de Pontus, doğu Karadeniz’de ise Pontus, Ermeni, Laz kısmen de Gürcü kültürünün yarattığı yapı biçimselliklerini rastlanmaktadır. Doğu Karadeniz’de en iyi taş ustasının Laz ve ermeni kökenli olduğunu söyleyebiliriz. Ardeşenli ve Pazarlı Laz yapı ustaları az da olsa varlıklarını sürdürmektedirler. Olguya farklı yaklaşanlar da var. Örneğin Uygarlıkların dağılımında; İç Anadolu’da daha az bir hareketliliğin yaşandığını, bu nedenle Anadolu evlerinin kökensel olarak Türk evleri olduğunu savlarlar. Onlara göre; Yapı mimarisinin biçim alıştaki ağırlık merkezi İç Anadolu’dur. Merkezdeki mimari kültür kıyılara yayılmış, fakat bölgesel etkilerle biçimdeki kavram değişiklikleri Karadeniz, Akdeniz v.d mimari üslupları yarattığını söylemek, şoven yaklaşım bütününde; Anadolu’daki M.Ö ve Sonrası uygarlıkların yarattığı mimarideki evrensel farklılıkları yadsımaktır. Hatta yaşamı tüm biçimleriyle belirleyen Anadolu’muzun yedi iklimini…
Her uygarlığın bazı değişiklikler gösteren kendine özgü mimarisi vardır. Evlerdeki farklılıklar iç ve dış mekânların kendi konumlarındaki çevre ile olan ilişkilerde ortaya çıkar.
Laz evlerindeki farklılıklar; iç mekânlarında odalar ve odalar arası, dış mekânlarda Serenti, Bagen, Avlu, bahçe duvarları ve ev arasındaki ilişkilendirmelerde ortaya çıkar.
Evlerin düzeni çevreyle uyumludur. Evlerin biçim ve boyutlarının belirlenmesinde; ekonomik etkenler Laz evlerinde çok önemli yer tutmaz. Yalnız özenti veya özen / süs bağlamında farklılıkları gündeme getirir. Doğa koşulları, yapıların biçimlenmesini önemli ölçüde etkilediği için, Doğu Karadeniz’in engebeli arazisi yapıların yapı biçimini etkileyerek, genel oluşumunda farklılıklar yaratmıştır. Bu nedenle yaşam katı, zorunlu olarak yerden yükseltilmiştir. Her Anadolu evindeki orta alan kavramı korunmuş, biçimsel anlamda temel kavram oluşmuştur. Yani biçim değişmiştir.
İnsan değişmeyen evrensel bir fizikselliğe sahiptir. Fakat yaşanılan iklim ve coğrafi koşullar yanında, yapı öğelerini oluşturan, yapı elemanları ve malzemeler, insanın geçmişi, kültürü, ekonomik konumu ve kullandığı yerel teknolojisi, dini ve örf adetleri yaşama biçimini etkiler. Bu da kendine özgü yapı dizaynını (Mimarisini) oluşturur. O nedenle Laz, Gürcü ve Hemşin evleri arasındaki farlılığını doğal karşılamak gerekir.
Bir Laz evi diğer kültürlerden farklıdır. En önemli farklılık dayanıklılığıdır. Yapı malzemesinin ahşap olmasından kaynaklanır. Bu evlerin dirençsizliğini artırır, ömrünü kısaltır. Pek az ev 150 yılı aşabilmiştir. Bundandır ki Laz tarihi ve Doğu Karadeniz antik çağ uygarlıklarıyla ilgili tarih; kuşaktan kuşağa taşınan sözlü kaynaklara v.b söylencelere dayanmaktadır.
Ev insanın toprağa bağlılığında biçim kazanır. Lazlar bölgelerinin tarıma elverişli olmaması nedeniyle, toprağa bağımlılığı azaltmış gurbetçiliği öne çıkarmıştır. Toprak; Asya tipi ekonomi tarzında kadınlar tarafından gereksinimleri için işlenmiştir. Tarihten gelen bu durum, yakın tarihimizde geçilen Çay, Fındık ve Tütün tarımının başlamasına dek sürmüştür. Bu nedenle Lazlar yapı ustalıklarını geliştirmişlerdi. Yani tarihin her safhasında, Lazlar iyi yapı ustaları olduğunu ve tüm evlerin Laz kültürü ile biçim aldığını düşünüyorum. Genlerinde var olan yapı ustalığı; gurbetçiliklerinin en önemli referansı olmuştur. Özellikle ahşap üzerindeki becerileri Ankara mobilyacılar sitesindeki varlıklarında ortaya çıkar.
İnşaat sektöründeki egemenlikleri zaten her şeyi anlatmaktadır. Değil Türkiye’nin Dünyanın sayılı firmaların, ağırlıklı olarak Arhavili Lazlar olduğunu kim yad
sıyabilir ki? Tarihten gelen bu nitel durumlar Laz evlerinin biçimselliğine yansımış, kendine özgü, diğer Anadolu evlerinden zengin bir yapım tarzını ortaya çıkarmıştır.
Evlerin yapı karakteristiği, yani değişmeyen ayırtkanlığı iç ve dış mekânsal zenginliklerde kendi otantik yapısını oluşturmuştur. En önemli öz; köy ve Kasaba evleri arasındaki ayniliktir. Evlerin tümü toprakla ilişkiyi kesen taş duvarlar üzerinde yükselmektedir. Temel işlevi topraktan gelecek nemin engellenmesidir. Günümüzdeki adıyla “subasman” katlarının bir diğer işlevi odunluk, samanlık veya ahır olarak değerlendirilebilmesidir. Taş duvar üzerindeki evler genelde ahşap mimari veya ahşap karkas kesme taş mimari tarzında yapılmaktadır. Genelde bu tarz hâkimdir. Laz evleri iki kat görünümü, fakat insan kullanım alanı olarak tek katlı, çok odalı iç mekân dizaynlıdır. Denizci ve gurbetçi zenginlerin özen ve özenti yaklaşımında dış mekânsal görkeme sahip ve iç mekânlardaki öğelerle zenginleştirilmiş evle vardır ki bunlar “Konak” olarak adlandırılmaktadır. Genel anlamda otantizmi artıracak sayısal zenginliğe sahip değildir. Yani sayıları azdır. Her yapıda olduğu gibi, taşıyıcı sistemi odanın boyutunu, biçimini, pencere ve kapı gibi iç-dış ilişkilerini belirlediği gibi iç mekânların projelendirilmesinde de etkilidir. Yapı malzemesi Ahşap ve Taştır. Kerpiç kullanılmaz, çünkü nem ve yağış kerpiç’in mukavemetini düşürerek ömrünü azaltabilmektedir. Bağlayıcı madde olarak kireç kullanılmıştır. Çimento’nun 1950’lerden sonra kullanıldığını gözlemliyoruz. Çatı sürekli Marsilya kiremitleriyle örtülmüştür. Genelde, yukarıda belirlemeye çalıştığım gibi dış duvarlar, ahşap iskeletin içi taş doldurularak oluşturulmuştur. Benzerini Safranbolu evlerinde de görüyoruz. Bu yapı yönteminin adı, “Hımış”’tır.
|

