Yolda para bulsan ne yaparsın?

Kültür Sanatta Bu Hafta

“Omuzunda Hemençe” ile bir Medrese “talebesi”

yusuf bulutYokuşu çıktık, üzerini şemsiye gibi örten fındık ağaçlarının gölgesinde, dolambaçlı ama düz giden bir yolda ilerliyoruz artık. Babaannemin eteğine tutunuyor ve yaşıtı kadınlarla aralarında geçen konuşmaları keyifle dinliyordum. Konuşulan güya ciddi konulara vakıf olmanın verdiği özgüven hoşuma gidiyor. Başka çocukların belki de hiç duymadığı bilemeyeceği şeyleri biliyor olmanın üstülüğünü sağlıyordu bu özgüven. Hoş bu sözü edilenleri bilip bilmemek çok da önemli değildi, ama ben öyle sanıyordum. Ağaçların arasından geçen patika yol sona erdi. Biraz ileride bir kalabalık gördük. “Aha geldik” dedi nenem.


Bir evin avlusuna vardık. O kadar çok insanı daha önce bir arada hiç görmemiştim. Kadınlar bir tarafta erkekler diğer tarafta oturmuş kendi aralarında bir muhabbet içindeydiler. Avlunun dere tarafında bir çınar vardı. Dalları arasına tahtadan yapma küçük bir oda monte ettiler ki içine iki üç kişi sığabilirdi. Yerden oraya uzatılmış bir merdiven vardı. Orasının önemli bir iş için hazırlandığını düşündüm. Neneme sordum; “Hafızlar için icazet duası yapılacak. O gördüğün yerde de hafızlar Kuran okuyacak” dedi.

Henüz ilkokul çağında değildim ama bu olayı ömrüm boyunca unutamadım. Hafızlar tek tek çınar ağacı dalları arasında hazırlanan yere çıkıp okudular. Her okuyan, sonunda bir dua yapıyor biz de “âmin” diyorduk. Onca insanın hep bir ağızdan “âmin” demesi duygusal bir ortam oluşturuyordu. Öğle namazından sonra herkese yemek verildi. Yemekten sonra hafızların yerine aksakallı bir adam çıktı. Önce bir şeyler anlattı ardından o da dua etti…
* * *
Bu sözünü ettiğim “Hafızlara icazet duası” 1954 veya 55 yılında olmalı diye düşünüyorum. Şimdilerde bana ilginç gelen yanı şu; gittiğimiz o köy orman içinde ve Maçka'ya çok uzaktı.
* * *
Tevhid-i tedrisat kanunu 3 Mart 1924 tarih ve 430 Kanun Numarası ile kabul edilmiş. Ülkede bütün eğitim kurumlarının Maarif Vekâleti’ne (Milli Eğitim Bakanlığı) bağlanması öngörülmüş. Kanun çıkınca eski sistem yasaklanmış ama onun yerine yani her köye yeni okullar da konulamamış. Oysa insanların belli bir yaşam biçimi vardı ve çocuklarını okutmak istiyorlardı. 1960’lı yıllarda bile okulsuz köy sayısı azımsanacak gibi değildi.
* * *
Ahali Medreselerin kapanmasını bir tür tanrıtanımazlık olarak algıladı.
Dünyanın her yerinde “Din” basite alınacak bir kavram değildir.
Bu yüzden olmalı ki CHP, özellikle Sünni kesim cephesinde laik olarak, Laik olmak ise tanrıtanımaz olarak algılanmış.
* * *
Cumhuriyet ile beraber eskiye göre bir takım yenilikler getirilmiş. Doğal olarak her toplumsal değişimin bir bedelinin olması kaçınılmazdır.
* * *
Şimdi konumuza, medreselere dönelim. Medreseler konusunda, aynı zamanda tarikatlarla bağlantılı olarak şimdiye dek pek çok eser verilmiş. Bu yazımda sadece Medreselerin işleyişi ile ilgiliyim.
* * *
Of medreseleri daha meşhurdur ama ben ilk önce Kürt medreseleri ile tanışmak şansı buldum. Öğretmenlik yaptığım köyün imamı ile çok özel bir dostluğumuz oldu. Pek çok huyunu sevmezdim ama neler yaptığını da merak ederdim. O da Medrese mezunuydu ve camisi olmadığı halde köyün resmi imamıydı. Yanında okuyan 15 ile 25 yaş arasında değişen dört öğrencisi vardı. Onlara öğrenci anlamında “Fakî” derlerdi.  (1971)
Medrese eğitimi yapanların bağlı bulunduğu il merkezinde bir yer daha vardı. Bu merkez devlet tarafından görevlendirilmiş değildi. Genellikle zengin bir adam yahut oranın ağası bu işi üzerine alır ve misafirhane gibi bir yeri olurdu. Kente giden tüm hocalar “Molla” öğrenciler “Fakî” oraya uğrardı.
Ben de gittim. 

Kent medresesini yöneten adamın bir fırını ve üzerinde dar bir merdivenden çıkılan iki odası vardı. Gittiğimizde Bitlis’ten gelmiş iki kişi daha vardı. Onları tanımıyor olmanız hiçbir anlam ifade etmez, çünkü oraya gelenler zaten kardeştir. Selamlaşma ve sarılmalardan sonra kim olduğunuz sorulur. Burası öyle bir yer ki; nereden gelirseniz kim olursanız olun o ki geldiniz, tanrı misafirisiniz. Orada yemeğiniz verilir ve işiniz var da birkaç gün kalacaksanız gece de kalabilirsiniz. Boş durmak yok, hemen bir kitap çıkarılır güzel okuyana verilir. O bir parça okur ve durur. Gerekli görenler açıklama yapar. Herkesin anlaması önemlidir. Namaz vakti namazlar kılınır. Yemek zamanına denk gelmişseniz yemeğinizi yer işinize gidebilirsiniz. Kış ise soba yanmaktadır ve oda sıcaktır. Odanın sahibi artık orada bulunanlardır.

Şimdi, burada akıla takılan “bu değirmenin suyu nereden gelir?” sorusudur. Hiç endişeniz olmasın ki her şey hayırseverlerin yardımları ile oluşmaktadır.

Ancak köy yerinde işleyen Medreselerde durum farklıdır. Harman zamanı her hane ürettiği tahılın onda birini medreseye bağışlar. (Medrese zekâtı) Bu tahılın sarfiyatı, satılması yahut değerlendirilmesi molla ile kentteki yetkilinin kararına göredir.
Medreselerde eğitim işi ağırlıklı olarak Kuran ezberlemek, ezberlediğini anlamak, tercüme edebilmektir. Pozitif bilimler dikkate alınmaz.

Tarikat bağlantısı olan Medreseler daha kapsamlı eğitim verir. Kendi tarikatlarının ihyası için siyasal bilgiler verilebilir.

Kürt Medreseleri tamamen parasız olmasına karşın Of Medreseleri öyle değil. Gerçi orada da halkın yardımı esastır ama öğrenci velisi de katkıda bulunur. Kürt medreselerinde olduğu gibi siyasal anlamda bir sahipleri yoktur. Kendine güvenen daha doğrusu itibar sahibi din adamları özel medrese açabilir. Eğer o din bilgini çok ünlü ise daha kapsamlı, okul şeklinde bir Medrese de açabilir. Bu hocalara daha çok “Efendi” diye hitap edilir. Medrese öğrencilerinin özel bir adı yoktur. “Talebe” olarak bilinirler. Of medreselerine Kürt bölgelerinden gelen talebe pek olmaz ama denk geldiğim bir Kürt imamı Of’ta eğitim gördüğünü söyledi. Ne var ki Of eğitimi alan Kürt mollalar belki de kendi başına buyruk olmaları nedeniyle oralarda pek makbul tutulmaz.
2009 yılında Ankara’da AKM’de düzenlenen Trabzon günlerinde, emekli Müftü Çaykaralı hemşerim Ali Kemal Saran ile tanıştım. “Omuzumda Hemençe” adlı kitabını imzaladı bana. O da Medreseden yetişme ve daha sonra Diyanet sınavlarına girerek Müftülüğe kadar çıkmış. Kitabının üzerine şöyle bir not düşmüş; “Cumhuriyet devrinde bir medrese talebesinin hatıraları.”

Kitabından kısa bir anı; Bir seferinde iki talebe arkadaş, evlerine gidecek kadar paraları yokmuş. Trabzon’a kadar bir kamyonun sırtında gitmişler. Öğle namazından sonra Ali Kemal Saran güzel sesi ile kuran okumaya başlamış. Bunu duyan pek çok kişi camiden çıkmamış dinlemiş. Bir adam fesini çıkarıp; “Talebelere yardım” diyerek cemaati dolaşmış. Yeteri kadar harçlıkları olmuştu artık.

Bana kalırsa Of medreselerinden yetişen hocalar hayata daha pozitif bakıyor. Ama şu da bir gerçek ki Kürt Medreselerinden yetişenler daha örgütlü ve bu nedenle kendilerince daha başarılı.

_______________________