3 ziyaretçi çevrimiçi
Yazı hayatına başladığım günden bu yana, ülkemde “Adalet” mekanizmasının dürüstçe işletilmediğini anlatan yazılar yazıyorum. Daha da ileri giderek; Türk halkının dünya kurulalıdan bu yana berrak bir “adalet” ile hiç tanışmadığını söylüyorum. Gerçek adaletin ne olduğu bilinmediğinden hukuk adına yapılan gösterilerin “Adalet” olduğu sanılıyor. Bütün bu yazdıklarım gerçekdışı olsaydı köşe başları kabadayılar, mafya bozuntuları tarafından tutulabilir miydi? Sokakları bölüşen otopark mafyası kendine özgü bir düzen kurabilir miydi? Gazeteciler, akademisyenler, Aselsan mühendisleri hatta birlik ve Kuvvet komutanları faili meçhul cinayetlere kurban gider miydi?
* * *
Postacı Ankara’da yaşayan Dursun Çeşme’ye taahhütlü bir zarf teslim etti. Üzerinde “TC Ankara 3. İcra müdürlüğü” yazısını görünce yüreği ağzına geldi adamın. Emekli olalı yirmi sene oldu ve bu süre içinde hiçbir ticari iş yapmadı, sadece emekli maaşıyla geçinen bir adamdı. Elleri titreyerek zarfı açtı. Açtı ama gözleri o yazıları okumaya elverişli değildi. Dış kapıyı kapattı vestiyerde asılı duran ceketinin cebinden gözlüğünü aldı. Salon penceresinin yanındaki koltuğu kendine doğru biraz çekti ve oturdu. Gözlüğünü takındı, dizinin üzerine koyduğu kâğıtları tekrardan eline aldı.
Ataçla tutturulmuş kâğıtlarda yüzlerce isim yazılıydı. Ankara Kuru temizleyiciler ve halı yıkayıcıları esnaf odası bu yüzlerce üyesini icraya vermiş. Bu gelen evraklar da oda avukatından geliyor.
Dursun Çeşme elindeki evrakları tekrar dizinin üzerine koydu, gözlüğünü çıkardı mazinin dolambaçlı koridorlarına doğru daldı gitti; Evet, otuz sene önce oğluna bir kuru temizleme dükkânı açtı. Ne var ki oğlu bu işi sevmedi. Üstelik kazandığı para ile her akşam Sakarya caddesindeki birahanelere gidiyor eve sarhoş geliyordu. Pek çok kez nasihat etti ama hiçbir yararı olmadıydı. Öyle olunca da özenle kurduğu dükkânı üçüncü ayını tamamlamadan kapattı. Makinelerini de hurdacıya sattı.
Gözlüğünü yeniden taktı, dizinin üstündeki listeyi tekrar eline aldı. 1275 Lira isteniyordu kendisinden. ‘Çok para’, diye geçti aklından. Maaşının iki katına yakın bir para bu, öderse zor duruma düşeceği kesindi. Fakat otuz yıl önce. Odaya olan borcunu ödemiş olması gerekirdi. Zaten emekli olurken her yerden ilişik kesme belgesi istemişleri ondan. Ama ödese bile onca sene öyle bir makbuzu saklaması mümkün müydü?
Gelen yazıda kendisine yedi gün süre tanınmış. Bu yaşta evine icra memurlarının gelmesini hayal etti. Onlar ev eşyalarını taşırken komşularının bir şey söylemesi bir yana bakışlarına dayanamayacağını düşündü. İçinden kahretti oğluna.
Akşam namazını camide kılma alışkanlığı vardı. Cami dönüşünde eski dostu İsmail’e denk geldi, derdini anlattı yan yana yürürken. “Olurmu öyle şey, otuz yıl önceki borç zaman aşımına uğrar.” Dediyse de yine içi rahat etmedi.
İsmail konuşmaya devam etti;
“Torunum avukattır, ona söyleyeyim arasın seni. Ne yapacağını o bilir, söyler, sen de ona göre hareket edersin” deyince umutlandı.
“Fakat avukata verecek kadar param da yok.”
“Merak etme ben söylerim senden para almaz.”
Telefonu uzun zamandır suskundu, bu kez çaldığı zaman mutfaktaydı. Garip bir heyecanla gitti ahizeyi kaldırdı tanımadığı bir ses;
“Alo” dedi.”Dursun Çeşme’nin evi mi?”
“Evet benim.”
“Ben Avukat Remzi, dün akşam dedemle konuştuğun olayı bir de bana anlatsana amca.”
Olayı yaşadığı şekliyle anlattı, avukat parası verecek durumda olmadığını da söyledi.
“Avukata ihtiyacın olmayacak zaten, bir dilekçe yazarak itiraz et, zaman aşımına uğradığını yaz. Bu küçük bir davadır. Bir avukat tutsan ez az beşyüz ödemen gerek. Çükü onlarda vergi veriyor. Endişe etme dilekçeni yaz sorun biter.”
İhtiyar adam telefonun ucundaki adama dualar yağdırırken aletin kapandığını fark etmedi bile.
Evraklar üçüncü icradan geliyordu. O nedenle Dursun Çeşme Üçüncü icra müdürlüğüne yazdı dilekçesini. O sabah namazdan sonra uyumadı, kahvaltısını yaptı biraz bekledi sonra da yola çıktı.
Üçüncü icra memurluğunun kapısında sıraya girdiğinde daire henüz açılmamıştı. Önündekileri saydı altıncı sıradaydı. Biraz bekledi. Arkasındaki orta yaşlı adam “Amca sen sıradan çık git otur. Benden öncesin, bana sıra gelince seslenirim sana” dedi.
Ona sıra gelip de memurun huzuruna çıkınca dilekçesini uzattı. Adam okudu evirdi çevirdi;
“Bu bir itiraz dilekçesi” dedi.
“Evet”
“Sen bunu dokuzuncu icra mahkemesine vereceksin.”
Hiç sesini çıkarmadan ve yazgısına boyun eğerek uzatılan dilekçeyi aldı ve çıktı. Koridorda rastladığı ilk adama;
“Dokuzuncu icra mahkemesi nerde acaba?” diye sordu.
“Bu taraf katlar icra ile ilgili, bakarak çık” diye bir cevap aldı.
Nihayet dilekçesini vereceği mahkemenin tabelasını gördü. Gördü ama koca adliye sarayının üç katını da boydan boya dolaşmış oldu. Bütün bu dolaşma sırasında nefesi ve dizleri kendisine muhalefet etti, dermanını kesti. Orada kuyruk ve sıra yoktu, kapıyı tıklayıp girdi. Şişman sayılabilecek bir bayan karşıladı onu. Elindeki dilekçeyi uzattı. Kadın aldı okudu sonra da;
“Bunu en alt kata vereceksin” dedi.
“Aman kızım çok yoruldum hem bunu dokuzuncu icra mahkemesine vereceksin dediler bana, ne olur kabul etsen?”
“Hayır, Bey amca dilekçelerin verildiği yer orasıdır, sen oraya vereceksin orası da bize gönderecek, hem senin bu dilekçen üçüncü icra memurluğuna yazılmış.”
“Haklısın kızım dilekçeyi yeniden düzenlemeliyim” dedi ve aldı çıktı.
‘Önce bu dilekçeyi yeniden yazmalıydı ama nerede nasıl’, diye düşündü. Adliyenin girişine yakın üst geçidin ucunda bir arzuhalci görmüştü, en iyisi oraya gidip bunu yeniden yazdırmalı diye düşündü. Öyle düşündü ama arzuhalci onbeş lira isteyince dilekçesini geri istedi ve doğruca evinin yolunu tuttu.
İkinci gün bu işi mutlaka bitirmek üzere çıktı evden. Dilekçesini tekrardan kontrol etti. Yanına yedek kâğıt kalem almayı ihmal etmedi.
Dilekçe kabul yerinde onlarca çalışan vardı. Kendinse sıra geldiğinde bir takım isteklerle karşılaştı. Bir boş dosya, altı liralık posta pulu alacak ve 27 lira da harç yatırması gerekiyordu. Önce dosya satılan yere gitti, sonra posta pulunu nereden alacağını sordu. Doğrusu işi çok uzun sürmedi bir saat içinde ama ikinci gün dilekçesini verebildi. İki ay sonrasına mahkeme günü verdiler.
* * *
Biraz yüksekte oturan Hakimin huzuruna çıktığında ummadığı bir şey oldu. Kendisine hiçbir şey sormadan kararı verdi adam. Verilen kararı önünde bulunan ekrandan da okudu.
“GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Gerekçesi ekli kararda açıklanacağı üzere; konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,” diye yazdırdı ve Dursun Çeşme’ye sordu;
‘Adamlar davadan vazgeçti yatırdığın parayı geri istiyor musun?’
O daha cevap vermeden Hakim yazdırmaya devam etti.
“33TL yargılama giderinin davalı tarafından alınarak davacıya verilmesine, dair İİK nın 363. Maddesine göre tefhim ve tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içerisinde Yargıtay’a müracaat yolu açık olmak üzere davacı ve davalı vekilinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. (tarih) (Katip) (Hakim)
Yazı tamam olunca lacivert elbiseli bir adam çıkabilirsiniz dedi. Zaten ayaktaydı ihtiyar, bir elini sandalyeye tutarak dödü ve kapıya doğru yürüdü. O lacivert elbiseli adam tam kapıdan çıkarken bir kağıt tutuşturdu eline. Yukarıdaki ‘gereği düşünüldü’ bölümü o kâğıttan aktarıldı.
Koridor boyunca yürüyen ihtiyar 72 yıllık ömründe ilk kez hakim karşısına çıktı. O nedenle kalbi halen çarpıntılı olarak çalışıyor. Merdiven başına gidince durdu; tutuklanmadığı, azar işitmediği ve bir musibetten kurtulduğu için Tanrıya şükretti içinden.
Eğer hakim ona sorsaydı;”dilekçe vermek için iki gün boyunca çektiklerini hatta kendisinden para talep eden adamların bu şekilde belgesiz olarak özellikle 30 sene öncesine ait bir olaydan hareket ederek nasıl icraya verebildiklerini” de soracaktı.
Merdivenleri inerken bunlar geçti aklından, ama bu badireyi kazasız belasız atlattığı için yine de mutluydu, Allaha şükrediyordu.
_____________________
