Kültür Sanatta Bu Hafta

____________________

Makale Görünüm Sayısı
126720

Bilemedik İnandırdılar… İnandık…

yusuf bulutTürkiye Cumhuriyeti kuruldu, yıl 1923
Yüz ölçümü: 762 736 km²
Nüfus: (yaklaşık) 12.000.000 kişi
1923-24 öğretim yılında Her türlü okullar dâhil olmak üzere toplam okul sayısı: 4894
Tüm okullardaki öğretmen sayısı; 1217’si kadın toplam 10.238
İlk dereceli devlet okullarında okuyan öğrenci sayısı 62 954’ü kız toplam 273 107
Pek çok ilde ve binlerce köyde hiç okul yoktu. Tüm yurtta 72 ortaokul ve 23 lise vardı.

1924 yılında ortaokulların sayısı 64’e liselerin sayısı 19’a düşürülme gereği duyuldu.
Öğretmen okulu sayısı 20
Sanat okulu, 9 ve toplam öğrenci sayısı 1200
Tüm ortaokulların öğrenci sayısı toplam 5905
Toplam Liseler öğrenci sayısı, 1241
1924 yılında Ortaokullar 190, Liseler 189 mezun verdi.
1924-25 öğretim yılında öğretmen okulundan mezun olan; 151 kişi
Buna karşılık 35- 38 000 kadar köy vardı.
1923-24 ders yılında Türkiye’de bir üniversite vardı. Kayıtlı öğrenci sayısı 2739
Bunların tümü devamlı öğrenci değildi.
***
1927 yılı sayımında nüfus: 13.648.000 kişi
***
YIL 1950, Nüfus; 20 974 188
İlkokulların sayısı 17 428
Bu okullarda öğretmen sayısı: 8 900’ü kadın olmak üzere toplam 34 922
Öğrenci sayısı: 570 587’si kız olmak üzere toplam 1 951 039
Ortaokul sayısı 406, Ortaokul öğretmenleri 2091’i kadın, toplam 4364
Liselerin sayısı 88
Lise öğretmenleri; 844’ü kadın toplam 2954 kişi
Öğrenci sayısı ise, 4643’ü kız toplam 22.529

328 orta dereceli teknik okulda 1503’ü kadın toplam 4488 öğretmen ve 11.626’sı kız toplam 53 289 öğrenci vardı.
187 Sanat okulunun 39’u kız enstitüleri. Buralarda 985’i kadın olmak üzere toplam 2960 öğretmen ve 8646’sı kız olmak üzere 28.114 öğrenci vardı.

Orta dereceli ticaret okullarında 249 öğretmen ve 2066 öğrencisi vardı.
Üniversite niteliği olmayan yüksek okullarda;
65’i kadın 504 öğretmen ve 1082’si kız toplam 4944 öğrenci.
Ankara, İstanbul ve İstanbul teknik üniversitelerinde kadın erkek toplam 1361 hoca.
Bu üniversitelerde 20.469 öğrenci kayıtlıydı.

Şehir öğretmen okullarında 145 ve köy enstitülerinde 627 öğretmen çalışıyordu.
Şehir öğretmen okullarında 2211 ve köy enstitülerinde 20272 öğrenci vardı.
Yine bir orta dereceli okul olan Orman, Makinistlik ve hayvan sağlık okullarının verileri bulunamadı. (Kaynak; Ş. Süreyya Aydemir, 2. Adam, Remzi Kitapevi.)
***
Kim ne derse desin, hemen her şeyi ile sıfırdan başlayarak kuruldu yeni devlet.
En önemlisi de yeni devlet ile beraber yeni bir düşünce modeli de yürürlüğe girmişti.
Ümmet olan ahaliye Yurttaş, “Vatandaş” olmak gibi, aslında çok önemli haklar verildi. Ne var ki bedeli ödenmeden alınan hiçbir şeyin kıymeti olmaz. Bedel ödemeden kazanılan değerler hiçbir anlam ifade edemez. Yurttaş olmanın ne anlama geldiğini günümüzde bile kavrayan insanların sayısı sınırlıdır.
***
Yukarıda verilen istatistikî bilgiler pek çok anlam ifade ediyor aslında. Binlerce insan katkıda bulunmuş devlet de desteklemişti. Ne var ki Eğitimin kalitesi göz ardı edilerek sadece rakamsal değerlerin yükselmesi yeterli bulunmuş.
***
Osmanlının son yıllarında Almanlar ile ilişkiler özellikle askeri ve kültürel alanda, en üst düzeye çıkarılmıştı. Başta, Çanakkale’yi savunan Osmanlı 5. Ordusu Komutanı Alman Mareşali, Liman Von Sanders olmak üzere pek çok Alman subayı uzun yıllar orduda görev yapmıştı. Sonuç olarak Alman milliyetçilik ekolü İttihat ve Terakki partisi tarafından benimsendi. Bunun temel nedeni; azınlıklar milliyetçilik bağlarını güçlendirerek Osmanlıdan birer birer ayrılmış ve başına buyruk olmuşlardı. Enver Paşa Hükümetleri ise bu olayı net olarak algılayamamıştı. Osmanlı içindeki Türkler, devletin ana unsuruydu. Ayrılıkçılar gibi Türkler de milliyetçilik peşinden koşunca Devlet-i Âlinin sonu daha kolay geldi.  
* * *
Yeni Türk devleti kurulurken İttihat ve Terakki Partisi adamlarının bir kısmı dışlanmış ama Alman ekolü milliyetçilik ideolojisi aynen uygulanmıştı.
Bu durumun sonuçlarını toplumsal yapının işleyişinde gördük.
Uzun yıllardan bu yana bedelini ödemekte olduğumuz milliyetçiliğimiz şimdilerde Ergenekon yapılanması adı altında Türkiye’nin sonunu hazırlamakta. Mistik bir inanç gibi dokunulmazlığını güçlendirmeye devam ederken, adına işlenen suçları açıklamak kolay olmamaktadır. 
* * *
Oldum olası Milli ve ulusal çıkarlarımızın tehlikede olduğunu söyler, pek çok devlet büyüklerimiz. “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” diyerek düzenli olarak düşman üretirler. Ülke içinde akıl almayacak derecede kirli işleri, hep milliyetçilik adına becerilir.
Ülkem insanı ise tam da düze çıkılacağını sandığı anda yeni düşmanlar tesis edilir ve ardından bir sessizlik başlar.
* * *
Dünyanın beşinci büyük ordusuna sahip olmamıza rağmen ilgisiz birileri ordu adına hareket edebiliyor. Şimdilerde bile yargı sonucunu beklemeden Ergenekon yapılanmasını sadece isminin mitolojik kutsallığından dolayı değil, işlevi nedeniyle destekleyenleri izliyoruz bomba kolileri arasından.
Hem siyasal hem de din adına işlenen cinayetler görmedik mi?
Sivas, Kahraman Maraş, Çorum, Şemdinli gibi pek çok olay sadece bizim değil, insanlığın bile yüz karası olarak kayıtlara geçmedi mi?
Yusuf Has Hac Hacib der ki; Zulüm yanar ateştir, yaklaşanı yakar. Kanun sudur, akarsa nimet yetişir. Ey hâkim; memlekette uzun müddet hüküm sürmek istersen, kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın. (Kutadgu Bilig 2032,2033)
***
Bütün bu çirkinliklerin baş nedeni, Milli eğitim yapılanmasının Alman ekolü milliyetçiliğine göre düzenlenmesidir.
Doğudaki köylerde öğretmen olarak çalışmıştım. İnsanlar helâyı tanımıyordu. Eğitim sistemimiz ne helâ alışkanlığı öğretebildi doğudakilere, ne de doğu Karadeniz halkının Pontus korkusunu izale edebildi.
* * *
Ulusal milliyetçiliğimiz diğer küçük milliyetçilikleri tetikledi ve çeyrek asırdır fanatik Kürt milliyetçisi PKK ile çirkin bir savaşın içinde yüzüyoruz.
Arada bir daha az ve daha çok milliyetçi olanların vuruşmalarını izliyoruz.
* * *
Milli eğitimde çok yol aldığımız doğrudur.
Ne var ki eğitim düzenimiz bütünleştirici olmayı başaramadı.
Her devirde nazik dönemlerden geçildiği ve milli bütünlüğe her zamankinden daha çok önem vermeye gereksinim duyulduğu söylenip durdu.
Türkün Türk’ten başka dostu yoktur dendi, biz de inandık.
Sanki Türk’ten gayri, tüm uluslar birlik içindeymiş, dostmuş gibi…
Bilemedik anlayamadık inandırdılar…       
İnandık…
                                                                                             2 Eylül 2010/ Ankara
___________________

Son yorumlar