5.jpg

Ana Menü

  • ANA SAYFA
  • ÖZEL HABERLER
  • MAKALELER
  • ÖYKÜLER
  • ANILAR
  • ŞİİRLER
  • ÇEVRE ve İNSAN
  • İNSAN HAKLARI
  • HALK KÜLTÜRÜ
  • BÜYÜKLERE MASAL
  • KARİKATÜR
  • OKURLARDAN
  • BANA YAZIN
  • RADYO DİNLE
  • FOTOĞRAFLAR
  • FİKRET MALKOÇ
  • ULUSAL BASINDAN
  • VİDEO İZLE
  • GAZETELER
  • YAZI ARŞİVİ
  • MİSAFİR DEFTERİ
  • KÜNYE

SON EKLENENLER

  • 12 Eylül Sabahı
  • Güney Akımı Projesi
  • Kim 'evet'çi, kim 'hayır'cı?
  • Gelen Var
  • Bayramınız Kutlu Olsun
  • 'Fehmi Tosun'u hatırla'
  • Bahçeli de tehlikeli sulara daldı!
  • 'Vatandaş Türkçe konuş' günleri...
  • Jitem Yargılanıyor
  • Devlet Halk İlişkileri
  • 12 Eylül'ün karanlık dosyaları
  • Heron İddiaları
  • Türk Yunan dostluğu sahaya indi
  • Yeni Mübarek Kim Olacak?
  • Krizin faturası yoksullara

Son yorumlar

  • 'Fehmi Tosun'u hatırla'
  • Kimin Gücü Kime Yeterse
  • Simonlar ve Baronlar Savaşı
  • Hükümet Demokrasiye Direniyor mu?
  • Yaşamak Güzel, Yaşatmak Daha Güzel‏

ANKET

Anayasa Refendumu için
 
...

Türkler ve Kürtler Array Yazdır Array
Makaleler
yusuf bulut tarafından yazıldı   
Salı, 02 Ekim 2007 21:32

İşler çığırından çıkıyor gibi. Memleketin birliği ve dirliği konusunda oluşan endişeler gün geçtikçe artıyor. Anlamakta zorluk çekilen şey, çözüm üretmesi gerekenlerin bölünmeye çanak tutmalarıdır.
Dünya milletleri mümkün mertebe sınırları kaldırarak daha geniş bir hareket alanına kavuşmak için gayret gösteriyor. İçine kapanık, Türkten başka dostu olmadığını sanan garip bir millet olduk. Bu durum uzun yıllardan bu yana uygulanmakta olan ırkçı eğitim sisteminin ürünüdür.

* * *

Vahşice saldıran terör unsurları barış ortamı için var olan umutları tüketiyor. Terör üretenlerin bir kısmının arkasında bulunan halk desteğini görmek istemeyenler çoğunlukta.
Bir anda, onlarca kentin caddeleri direniş yapan insanlarla dolabiliyorsa bunun bir anlamı vardır.

* * *

Bir İngiliz 1875 yılında İstanbul’dan başlayan ve Van’a oradan da Erzurum üzerinden Batum’a kadar devam eden yolculuğunu bir kitapta toplamış. (Fred Burnaby – At Sırtında Anadolu/ İletişim Yayınları)

Anadolu halkını yakından gözleme olanağı bulmuş.

Türkler için şöyle bir not düşmüş; “Türkler şimdiki zaman için yaşarlar. Geçmişte olanlar olup bitmiştir.” S.279

Kürtler için de ilginç bir şey anlatır. “Kürdistan’ın bazı bölgelerinde kadınların kızların garip bir âdeti var. Köylerine girmek ya da oradan ayrılmak üzere olan herhangi bir yabancının yakasına yapışırlar. Kızlar yolcunun etrafında dans ederler, giysilerini çıkarması için fırsat kollarlar. Yolcu çıplak kalınca, kurbanlarını yakalayıp yaşlı bir kadının önüne götürürler. Kadına, esir aldıkları adamın çok fena şekilde onurlarını kırdığından yakınırlar. Adam cebindeki parayı bırakıp elbiseleriyle kaçmayı başarabilirse şanslı sayılır.”S. 336

* * *    

1929 ve 30 yıllarında dedem, ağrı isyanlarında süvariyken, nenem çocuklarının eline verecek kadar ekmek bulamıyordu.

İsyanın öyküsünü farklı zamanlarda hem Kürtlerden hem de dedemden dinlemiştim. Benzer şeylerdi anlatılanlar. Ne var ki gelip geçen Hükümetler o yaşananlardan ders alamamış, yanlış uygulamalarla bugünkü terör ortamına zemin hazırlamışlar.

O yüzden, yukarıda adından söz ettiğim İngiliz’in “Türkler şimdiki zaman için yaşarlar” tespitini gerçekçi buluyorum.

* * * 

1970 yılında Ağrı/ Eleşkirt’te öğretmendim. Soğuk bir kış gecesinde, demlenmiş kaçak İran çayımızı yudumlarken Muhtar Eminden bir öykü dinlemiştim, paylaşmak istiyorum. Bu öykü tarihi bir belge değil, muhtemelen halk arasında anlatılan fakat birliğin ve dirliğin bozulmasını isteyenlere de bir uyarıdır.

* * *  

Her halde kırk sene oluyor, aslen Palu’lu olan Sait isminde bir molla vardı. Hınıs’ta otururdu, mal ticareti yapardı. Mal dediğim, hayvan alır satardı. Suriye taraflarına gider gelirdi. Buradan oraya mal götürür, oralardan da başka şeyler alırdı. Suriye’de İngilizlerle tanışmış ahbap olmuştu. Ona demişler ki;

“Sen akıllı bir adamsın Sait, biz sana yardım edelim, kuvvet verelim. Sende git doğu Anadolu bölgesinde hükümetini kur, büyük adam ol. Herkes sana çalışsın. Kervancılık sana göre iş değil. Devlet adamı ol. Herkes senin ayağına gelsin. Yediğin önünde yemediğin arkanda olsun.” Molla bu sözleri önceleri pek ciddiye almadı ama daha sonraları tekrar aynı teklif gelince;

“Nasıl olacak bu iş?” diye sormuş.

 “Halkı yanına alacaksın, herkes arkanda olacak, seni destekleyecek.”

 “İyi de o nasıl olacak?”

Adamlar cambaz, tuzak hazırladılar ona, anlayamadı.

“Kolay” dediler “bizi iyi dinle, anla bu yeter.”

“Dinlerim.”

“Bak şimdi, sen bir mollasın, bunu herkes biliyor değil mi?”

“Evet.”

“Kerametini göstereceksin.”

“…?”

“Türkiye’ye döndüğün zaman, camiye git. İnsanlara de ki; ey Müslümanlar bundan böyle ben, ermiş bir adam oldum, kerametlerim var. İstersem gökten yere nur indiririm. İnanmıyorsanız yarın akşam gelin size ispat edeyim, de.”

“Ne yapmam gerekecek?”

“O tarafını bize bırak. Nereye diyorsan oraya geleceğiz. Bulunduğun yerin biraz uzağına sistemi kuracağız. Konuştuğumuz saatte ışıldakları yakıp gökyüzüne çevireceğiz. Yeter ki hava bulutlu olmasın.”

Konuyu defalarca anlattılar ona. Sonra da Türkiye’ye geldiler. Şavşar taraflarında tezgâhı kurdular.

O yıllarda elektriği kimse bilmiyor tanımıyordu. Adamlar jeneratörlerini getirdiler ve yakın bir dağa çıktılar.

Aylardan Ramazandı, Molla Sait, teravih namazından sonra insanları salmadı.

“Ey Müslümanlar beni iyi dinleyin” dedi. “Yarın akşam teravih namazından sonra size kerametimi göstereceğim. Herkese haber salın. Gökten nur indireceğim, nasibini almak isteyen gelsin. Her zaman olan bir iş değil, ahiretinizi kurtarın.”

İkinci akşam gerçekten de kalabalık bir cemaat geldi. Namazdan sonra ayetler okunarak camiden çıkıldı. Zifiri karanlık bir geceydi. Gökteki yıldızlar belli belirsiz. İnsanlar birbirine tutunarak yokuş yukarı tırmanmaya başladılar. Aslında mollanın ardı sıra gidenler bir macera izlemenin heyecanı içindeydi. İmanı bütün olanlar ise sonuçtan emin bir vaziyette yokuşu çıkmaya çalışıyordu.

Uzaktan çoban köpeklerinin havlamaları duyuldu.

Bazıları bu havlamaları hayra yormadı.

Bir süre sonra, yürüyenlerin çoğu yorulma belirtileri göstermeğe başladı. Mollaya yakın gidenler ise onun dualarına “amin” diyerek yürüyordu.

Köyün yukarısında bir tepenin üzerinde durdular, herkes oturdu. Dinlendiler, sonra da hafızlar Kuran okumaya başladı.

Vakit gelmek üzereydi molla yerinden kalktı, hafızları susturdu;

“Şimdi şu tarafa doğru iyice bakın. Bir şey görebiliyor musunuz?” diye sordu.

“Hayır!” dedi cemaat hep bir ağızdan.

“Neden?” Cevabı yine kendisi verdi. “Her yer karanlıkta ondan. Şimdi okuyacaklarımı benden sonra Allah rızası için tekrar edin.”

O ne dediyse köylülerde tekrar etti. Bu durum yarım saat kadar sürdü. Adamlar tam da sıkılmaya başlamıştı ki gökten yere mi, yoksa yerden göğemi, pek anlaşılamadı upuzun bir nur uzandı. Biraz sonra bir daha, bir tane daha. “Allah, Allah!” diye bağırdı cemaat. Sesleri çok uzaklardan duyuldu.

Bu kez hafızlar olanca sesleriyle okumaya başladılar.

Derken… o nurlardan biri bulundukları yere kadar uzandı, herkesi yalayarak geçti gitti. Ortalık gündüz gibi oldu. Sonra tekrar bir nur daha geldi. Herkes birbirinin yüzünü ayan beyan fark etti. Nurların biri gelip diğeri gidiyordu artık.

Köylüler ne yapacaklarını bilemediler. Avazı çıktığı kadar bağıranlar, ağlayanlar, feryat figan, mollanın elini eteğini öpmeğe çalışıyordu.

“Büyük adamsın molla.”

“Allah seni başımızdan eksik etmesin!”

“Peygamber mucizeleri gösteriyorsun molla.”

Adamlar çıldırmış gibiydiler.

“Öl de, ölelim” dediler.

Bu olay, ramazan boyunca bir kaç kez daha tekrarlandı.

Köylüler mollanın keramet sahibi olduğu konusunda ikna oldular. Ancak Peygamber olabileceği gibi söylemlerde ise ikileme düşenler oldu.

Molla keramet sahibi olduğuna, kendisi de inandı.

Halkın bu ilgisi ve sevgisi Sait mollaya biraz fazla geldi.

İngilizler ona akıl vermeye devam etti.

Bir kaç köyün adamlarından oluşan bir ordu kurdu.

Devlete karşı isyan etti. Başaracağını sandı ama başaramadı, yakalandı.

Mahkeme kuruldu, idam kararı verdiler ona.

Sait molla ipe giderken güvendiği insanlardan hiç kimse yoktu arkasında. 

 



Bu yazıyı Facebookta paylaş
< Önceki   Sonraki >
 

Yorumlar 

 
0 #5 y.b 2009-12-16 10:30
Bu yazının Kuzey Ekspres gazetesinde yayınlanmış şekli
img704.imageshack.us/img704/8802/tukurt.png
Alıntı
 
 
0 #4 yusuf bulut 2008-06-20 16:16
Keşke yukarıdaki bazı SÖZCÜKLERİ silmeye gerek duymayacak kadar basın özgürlügümüz olsa...

Kaçan da Allah diyor kovalayan da...
Alıntı
 
 
0 #3 serhildan 2008-06-20 15:57
Kürtler geçmişten beri bir tarihe sahiptirler. Nerden baksanız 10 bin yıllık tarihleri vardır.Bunu kimse inkar edemez.Bunları sadece kürt olduğum için söylemiyorum, bunlar kanıtlanmış bilgilerdir.Uzun zamandan beri çok acı çeken kürtler artık buna katlanmıyacak duruma gelmişler.Buna dur diyecek yok mu var ama * * * türk devletinin baskıları ancak bu kadar başkaldırmamıza müsade edebildiler. Bu gün gerek kürdistan da gerek se türkiye de sayın * * * * diyerek kendilerini ikbar etme durumundalar. Mutlu gün görmek için tüm kürt halkı direniyor ve direnecektir. Mutlu sona ulaşacaklarına ben inanıyorum ve ulaşılacaktır. Allah yardım cımız olsun. sayın * * * * colemerg ten selam gönderiyorum
Alıntı
 
 
0 #2 fatih 2007-12-06 14:03
peki ya dogudaki insanin derdi nedir? ne yapildi onlari egitmek icin yoksa PKK mi bahaneydi... Sahip cikalim bu insanlara ama Türk yaparak degil. Türkiyeli ve kimligini kabul ederek. Selamlar
Alıntı
 
 
0 #1 makok 2007-10-05 01:20
Yusuf hocam kalemine sağlık.
Bu yazı doğudaki olayları özetliyor.
Alıntı
 
Yorum listesini yenile
Yorum ekle
JComments