SON EKLENENLER
- 'Fehmi Tosun'u hatırla'
- Bahçeli de tehlikeli sulara daldı!
- 'Vatandaş Türkçe konuş' günleri...
- Jitem Yargılanıyor
- Devlet Halk İlişkileri
- 12 Eylül'ün karanlık dosyaları
- Heron İddiaları
- Türk Yunan dostluğu sahaya indi
- Yeni Mübarek Kim Olacak?
- Krizin faturası yoksullara
- ‘Fethullahçılık tehlikesi’ ve hukuk...
- Rize’deki Felaketin Nedenleri
- Sabır Taşi
- Burası Viyana mı?
- Ayı ve Devler Arasında
ANKET
| ... |
| Toplumların Benzer Kaderi Üzerine | Array Yazdır Array |
| Makaleler | |||
| Yusuf Bulut tarafından yazıldı | |||
| Cuma, 13 Kasım 2009 16:55 | |||
|
“Şu an” biraz sonra mazi olacak ve bir daha onunla karşılaşma şansımız olmayacak. Belki de yanımızdaki kişi ile bu gazetenin sayfalarını yarın aynı saatte yine okuyor olacağız. Ne var ki tarih, yeni bir zaman dilimini gösteriyor olacak. Eğer şu anda farklı ama toplumsal işleyişe yönelik önemli bir iş yapıyor ve bunun ileriki yıllara fayda sağlayacağını düşünüyorsanız zamanı yakaladınız demektir. * * * Sonradan farkında olunmuş ki Rusya ile Türkiye birinci büyük savaşta ilginç bir kader ortaklığı içindeymiş. Çanakkale’de insan etinden bir duvar ören Anadolu halkı, batılı kapitalist güçlere geçit vermemiş. Öyle olunca da Lenin’in Bolşevik devrimi başarıya ulaşmıştı. Bu durum Lenin’in lehine hiç kimse tarafından planlanmamış, kendiliğinden denk gelen bir olgu idi. O nedenle olayı kader diye yorumlamakta sakınca görmüyorum. * * * Savaş sonunda yerle bir olan Osmanlının küllerinde yeşeren Türkiye, aynen Sovyetlerde olduğu gibi işe sıfırdan başladı. İlk yıllarda, daha doğrusu ikinci büyük savaşa kadar her iki ülke mükemmel bir dost olarak yan yana yaşamayı başardı. * * * Sovyetler uzun ömürlü olamadı. Varlığını ancak (1917 /1991) 74 sene sürdürebildi. Halkın yaşamını kolaylaştırması gereken teknolojiye ayak uyduramayınca işi bitti. * * * Yeniden yapılanma (Perostroika) ilk kez 1979'da Leonid Brejnev tarafından önerilmiş. Ancak öneriyi içeren program daha sonra gelecek olan başkan Mihail Gorbaçov tarafından desteklenmiş ve teşvik görebilmiş. * * * Gorbaçov iktidara gelince, önce aşırı alkol tüketimine ve yolsuzluklara karşı kampanya başlattı. Halk ve Sovyet yöneticileri ile ilişkileri daha da sıkılaştırdı. Yönetici kadroyu gençleştirdi. Dış siyasette batı ile daha yakın ilişkiler kurdu. Liberal ekonominin bazı kurallarını işleme soktu. Bu kadarcık değişim, Lenin’in ardından ilk kez uygulanıyordu. İlginç olan; komünizm ile liberal ekonominin beraber kotarılması kan uyuşmazlığı tesiri gösterdi. Organlar arasındaki bağ koptu. * * * Kısa bir süre sonra ortam gerilmeye başladı. Başkan Gorbaçov, komünist rejimi isteyenler ile kapitalizmi isteyenler arasında sıkışıp kaldı. Zor günler başladı. Eski ve yaşlı komünistler madalyalarını takarak sokaklara döküldü. İşler çığırından çıkmaya başlamıştı. * * * 1991’in 19 ağustosu sabaha karşı, komünizmi yeniden yeşertmek isteyen KGB ve ordunun desteğini alan ve aslında Gorbaçov’un en yakın arkadaşı olan Yanayev ve 8 arkadaşından meydana gelen İhtilal Komitesi, Gorbaçov'a karşı darbe yaptı. Daha önce Başkana karşı en büyük rakip olarak bilinen Yeltsin, darbe sırasında Gorbaçov'u destekledi. Darbecilere karşı direndi. Halka gözdağı veren bir tankın üzerine çıkarak büyük bir cesaret örneği ile önemli bir konuşma yaptı, sokağa çıkan askerleri yatıştırdı. 3 gün sonra Gorbaçov yeniden devlet başkanlığını eline geçirdi. * * * Darbeciler umduğu sonuca ulaşamadı, başarısız oldular. Bazıları yurtdışına kaçtı. Ne var ki Sovyet Rusya’nın bütün temel yapı taşları yerinden oynamıştı. * * * İki ay sonra Gorbaçov, fırtınaya daha dayanamadı ve yine başkanlıktan düşürüldü. Böylece yeni bir Rusya’nın önü açılmış oldu. 20. yüzyıl içinde Çar’lık, Komünizm ve Liberalizm olmak üzere üç tür yönetim biçimi ile idare edildi Rusya. * * * Kadere bakın ki bu kez, Türkiye Başbakanı Erdoğan ile Gorbaçov’un öyküleri benzeşmekte. Gorbaçov alkolizme savaş açmıştı, Erdoğan sigaraya. Yolsuzluklara ve kanunsuz olaylara karşı her iki lider de savaş açtı. Her ikisi de dış politikayı geliştirdi ve kadroları gençleştirdi. Rusya’da madalyalı komünistlerinin yaptığı eylemler, Türkiye’de “Cumhuriyet mitingleri” şekline dönüştü. Muhalif partilerin 70’lik ve 80’lik tutucu vekillerini 30 ve 40 yaşlarında genç vekiller ikna etmeye çalıyor. Genç milletvekillerinin ne dediği halk tarafından net olarak anlaşıldığı halde yaşlı, eski ve tutucu muhalif vekillerin söylediği net olarak anlaşılamıyor. Atatürk der ki; “Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.” (tsk.tr.anıtkabir, Atanın sözleri) Kendilerini Atatürkçü olarak tanımlayan o yaşlı milletvekilleri bu sözü anlamakta zorluk içindedir. * * * Çok partili düzene geçtikten sonra da Türkiye, hep sağ partiler tarafından yönetildi. Gerçek şu ki pek de başarılı olamadılar. Oysa Avrupa ülkelerinde sosyal demokratlar harikalar yaratıyor, halkını mutlu kılıyordu. Buna karşılık ülkemizde, sol bir yana sosyal demokrasi bile yasaklanmıştı. Ecevit’in görece sosyal demokrat partisinin, solcu olduğunu iddia etmek, CHP’nin sol veya sosyal demokrasi ile yakından, uzaktan ilgisi olmadığını söylemek gerçeğin ta kendisidir. * * * Henüz eylemi ile belli etmedi ama söylemi ile Ak parti, sol ve sosyal demokrat araçları kullanarak popüler kalmaya devam ediyor. Bu durumda solcu olduğunu iddia edenler, hiçbir proje üretemiyor sadece çılgınlık belirtileri gösteriyorlar. * * * Şimdilik; insanımıza gerekli ve verilmesi gereken değer ortada gözükmüyorsa da; Kim ne derse desin; Zaman hızla akıp gidiyor. Yaşamakta olduğumuz şu an, biraz sonra mazi olacak ve bir daha onunla karşılaşma şansımız olmayacak. Birazdan tarih yeni bir zaman dilimini gösteriyor olacak. Tarafsız bir mantıkla tarihi yazacak olanlar Erdoğan hükümetlerinden söz edecek; Sağ ve sol siyasi akımları aynı potada nasıl eritebildiğini anlatacaklar. Belki de en sağ yelpaze ile sosyal demokrat çizgi arasında yer alan öğretiler ile bazı başarılar sağladıysa da arzulanan çok az şey yapıldığını kaydedecekler. Solun öngörülerini benimseyen, kendisini solcu sananların düştüğü çıkmaz da yazılacak. Atatürk’ün ölümünden sonra partisinin, aradan 71 yıl geçmesine rağmen halen 1939’a ulaşamadığını sananların öyküleri de kaydedilecektir. * * * Toplumların da kaderi olur. Kadere inanmıyor olanlar bile bunu fark edebilirler. Toplumların benzer kaderleri olur ve biri birilerine ayna tutarlar.
|



Yorumlar
img689.imageshack.us/img689/4679/kaderler.png