20.jpg

Ana Menü

  • ANA SAYFA
  • ÖZEL HABERLER
  • MAKALELER
  • ÖYKÜLER
  • ANILAR
  • ŞİİRLER
  • ÇEVRE ve İNSAN
  • İNSAN HAKLARI
  • HALK KÜLTÜRÜ
  • BÜYÜKLERE MASAL
  • KARİKATÜR
  • OKURLARDAN
  • BANA YAZIN
  • RADYO DİNLE
  • FOTOĞRAFLAR
  • FİKRET MALKOÇ
  • ULUSAL BASINDAN
  • VİDEO İZLE
  • GAZETELER
  • YAZI ARŞİVİ
  • MİSAFİR DEFTERİ
  • KÜNYE

SON EKLENENLER

  • Heron İddiaları
  • Türk Yunan dostluğu sahaya indi
  • Yeni Mübarek Kim Olacak?
  • Krizin faturası yoksullara
  • ‘Fethullahçılık tehlikesi’ ve hukuk...
  • Rize’deki Felaketin Nedenleri
  • Sabır Taşi
  • Burası Viyana mı?
  • Ayı ve Devler Arasında
  • Yine bir çıkmaz sokak!
  • Avcı: Bunu bekliyordum
  • Hanefi Avcı Yazdı
  • Sümela
  • BJK kampından PKK kampına
  • Eski Dosta Gözyaşılı Karşılama

Son yorumlar

  • Hükümet Demokrasiye Direniyor mu?
  • Yaşamak Güzel, Yaşatmak Daha Güzel‏
  • Sekiz Ayda Yüzbin Ziyaret
  • Trabzonlu Bir Türk Olmanın Keyfini Yaşamak
  • Ne Kadar Demokrasi İkram Edersiniz?

ANKET

Anayasa Refendumu için
 
...

Neler Geldi Neler Geçti Felekten Array Yazdır Array
Makaleler
Yusuf Bulut tarafından yazıldı   
Cuma, 29 Ocak 2010 21:00

İlginç olayların içinden geçiyoruz. Kimilerine göre geç kalınmış, kimilerine göre ise yanlış işler…

Tarihi çok da önemli değil, vaktiyle ABD sanayi bakanı ülkemize geldi, hükümetle görüşmeler yaptı. Gitmeden önce bazı tarihi ve turistik yerleri gezdi. Yolu Bursa’daki şeftali bahçelerine düştü. Yanında hem ABD, hem de Türk heyetinden bürokrat kalabalığı vardı. Mevsim yaz ve Bursa ovası bir öğlen üzeri sıcaklığına hazırlanıyordu.

Bakan Efendi boyuna uygun bir dalı eğdi ve yumruğu büyüklüğünde şeftaliyi kopardı. Önce ısırdı ve irice bir parça kopardı. Sonra da ağzının içinde dolandırıp yutkundu. İngilizce bir şeyler söyledi ve tekrar ısırmağa başladı şeftalisini.

Tercüman şöyle açıkladı Bakan Hazretlerinin duygularını;

“Siz Türkler sadece şeftali yetiştirseniz abat olursunuz.” Türk heyeti bu gönül okşamadan pek memnun kaldı.

Aradan seneler geçti.

Şeftali yetiştirmek ile kalkınma olamayacağını nihayet anladı Türk bürokratlar. Çünkü o mevsimlik bir meyveydi ve genel ekonomiye bir yarar sağlayamıyordu.

Neden sonra, başka bir Türkün aklına takılmış.

“Meyve suyu fabrikası kurulabilirse bir mevsimlik şeftali her mevsim gelir getirmeye devam edebilirdi.”

* * *

Ecevit’in anılarında ilginç bir bölüm var. Devrin genel Kurmay Başkanı, Başbakan Ecevit’e müracaat ederek para ister. Nedeni sorulduğunda şöyle der;

“İstihbarat personelinin maaşı ödenecek.”

“Normal bütçeden ödenmiyor mu maaşları? Nereden çıktı bu iş?”

“Hayır” der Kurmay Başkanı. “Şimdiye kadar Amerikalılar ödüyordu, Kıbrıs sorunu nedeniyle artık ödemiyorlar.”

Başbakan şaşkınlık içine düşer.

Amerikalıların daha başka hangi Türk bürokratına ne kadar maaş ödediği ve bunun karşılığında nasıl bir alış veriş yapıldığı, bir gün mutlaka meydana çıkacaktır.

* * *

Belki bir gün…

Yeteri kadar özgüvenimiz olacak.

O zaman ne Amerika’ya boyun bükeceğiz ne de giden Rumların geri dönmesinden endişe duyacağız.

İstihbarat örgütlerimiz sadece Türkiye için çalışacak.

İçeriden öğrendiklerini başkalarına satmayacaklar.

Ülke sırlarını satmakla Vatan haini olduklarını onlar da biliyor aslında.

Artık bu durumu gizlemek için önüne geleni vatan hainliğiyle suçlayamayacaklar.

Yeteri kadar demokrat olabilenleri komünist olmakla itham edemeyecekler.

Yabancı petrol şirketleri ileriki yıllarda para kazansın diye, zengin petrol kuyularını uykuya yatıramayacaklar.

İşine gelmediği durumlarda “ya sev ya terk et” diyemeyecekler.

Başka ülkelerin çiftçisi kazansın diye, memleket tarımını tehlikeye atmayacaklar.

Askeri rejimleri “en ideal olan” diye yutturamayacaklar.

İşkenceyi bir yöntem olarak kullanamayacak, katillerini askeri ceza evlerinden, asker elbisesi giydirerek kaçıramayacaklar.

Ve ulu orta alkış tutarak “Vatan seninle gurur duyuyor!” diyemeyecekler.

Öldürdükleri insanların aile bireyleri ile mahkemelerde dalga geçemeyecekler.

Son 80 yılda "sıkıyönetim"lerin ve "olağanüstü hal"in uygulanmasıyla çözümlenmek istenen "asayiş sorunları" kaç milyar dolara mal olduğunun hesabını da görebileceğiz.

O zaman birinci sınıf bir ülkenin yurttaşı olacağız.

Belki bir gün…

Ve o günü, bitmez tükenmez bir arzu ile beklemeye devam ediyoruz…   

* * * 

Üç sene önce yazdığım bir yazıyı tekrardan buraya eklemek istiyorum.

Üç yıldır cevap bekliyorum;

“Hep beraber ağlayalım halimize; el atılmamış yerimiz kalmadı.

Ahaliden sayılanlar her şeyi bilmemeli. Hükümet edenlere güvenmeli, yat deyince yatmalı, kalk deyince kalkmalılar. Bu kural sadece günümüze özgü değil aslında, eski çağlardan beri devam eder gelir. Demokrasi denen ve idareler içinde en az berbatı olduğu sanılan sistemi, kuralına göre yaşayan ülkelerin insanları, yukarıda sözü edilen mantığın dışındadır. Henüz o aşamayı yakalayamadığımızdan olmalı büyüklerimiz adımıza düşünür ve karar verirler. Sonra da; arada bir oturur sitem ederler.

Çernobil sonrası herkesin gözü önünde çay içen bakan, şehrinin suyunda yüksek miktarda siyanür bulunan ve zararlı bir şey yok diye yemin ederek su içen belediye başkanı ne kadar kolay kandırırdı ahaliyi.

Hiçbir tepki almadan, sorgulanmadan, mahkeme huzuruna çıkarılmadan yaşamlarına devam ediyorlar.

Tedbirsizlikleri ve kötü örnek oldukları için ne kadar insanın hayatına mal oldukları da hiçbir zaman bilinemeyecek.

Bütün bunları anlatmamın nedeni, Trabzon yaylalarında yapılan ilginç bir uygulamadır.

Meryemana’dan biraz yukarıda, ormanlık bölge sona erer, yaylalara doğru çıktıkça ormanlar aşağılarda kalır. Ormanlar aşağılardadır ama yemyeşil otlaklar, meşhur Trabzon tereyağının oluşumuna neden olan çayır çimenler vardır artık.

 Çocukluğumda o yaylaların çimenlerinde sığır bekler çelik çomak oynardık. Amcam 1952 yılında askerliğini yaparken vereme yakalandı ve izinli olarak gönderildi. Yaylaya giderek iyi olacağını sanmıştı. Düşündüğü gibi olmadı ve ikinci gün öldü. Mezarı orada, Selboğazındadır. O nedenle fırsat buldukça gider ziyaret ederim, bu yaz da gittim. (2007)

Çok sayıda boş plastik bidonlar gördüm oralarda, yaylacının birine sordum;

“Nedir bunlar?”

“İlaç bidonu” dedi.

“Ne ilacı?”

“Otlar daha iyi büyüsün diye, herhalde.”

Etrafıma bakındım. Çok fazla yaylacı ve dolayısı ile fazla hayvan olmadığı için çimenlerin durumu iyi idi. İçime kurt düştü. O gün her gördüğüme bidonları sordum. Hiç kimse işin doğrusunu bilmiyor ve herkes başka bir şey söylüyordu.

Adına türküler yaktığımız yayla çimenlerimiz bile elin adamlarının hedef tahtası mı olmuş?

İlaç bidonlarının etiketinde Türkçe olarak; “ABD tarım bakanlığı tarafından onaylanmıştır” diye yazıyordu. O yazıyı okuyunca temelli işkillendim. Devamında şöyle yazıyordu; “Sağlığa ve çevreye zararlı değildir. Kullandıktan sonra ellerinizi yıkayınız.”

Günahı başlarına ama şu ABD yazısı iyice işkillendirdi.

İnsana saygısızlığın bu kadarına ne demeli. Yaylama ve yaylımıma gelip ilaçlama yapıyorsun fakat bana, yayla sahiplerine bilgi vermiyorsun.

Biliyorlar ki zehir dökülse bile kimsenin gıkı çıkmaz.

Yani her işimiz tamam da dağlardaki sürü otlaklarının ıslahı mı kalmış, diye düşünmeden edemedim.

Sivil örgütlenmesine engeller çıkarılan ülkemiz halkının duyarsız olduğundan mı yararlanmışlar acaba?

Çayırlarımıza meralarımıza dökülen binlerce litrelik nesnenin ne olduğunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Belki birileri mantıklı görülebilecek açıklamalar yapacak. Ne var ki yapılan o açıklamalarla muhtemelen, köylüler kandırılacak, entelektüellerin kuşkusu devam edecek.

Sürülerimizin otlağı niçin ilaçlanmış olabilir?

Zaten yaylalarımızda sürü kalmamış.

Ne amaçla ilaçlama yaptıklarını bilemedim, bilemeyeceğim de…

Otlaklarımıza da el attılar, umarım iyi niyetledir. El atılmamış yerimiz kalmış mı?

Bir kısırdöngüye düştük ki olsa o kadar olur.

Evirip çevirip benzetiyorlar.

İzlenen garip tarım politikalarıyla sürülerimizi yok edildi. Artık otlaklar ıslah olsa ne olur, olmasa ne olur?

Trabzon’da inandırıcı bir açıklama yapacak kimse yok mu acep?” 

 



Bu yazıyı Facebookta paylaş
< Önceki   Sonraki >
 

Yorumlar 

 
0 #1 Yusuf Bulut 2010-02-02 23:59
img514.imageshack.us/img514/5493/nelergeldi.png
Alıntı
 
Yorum listesini yenile
Yorum ekle
JComments