2.jpg

Ana Menü

  • ANA SAYFA
  • ÖZEL HABERLER
  • MAKALELER
  • ÖYKÜLER
  • ANILAR
  • ŞİİRLER
  • ÇEVRE ve İNSAN
  • İNSAN HAKLARI
  • HALK KÜLTÜRÜ
  • BÜYÜKLERE MASAL
  • KARİKATÜR
  • OKURLARDAN
  • BANA YAZIN
  • RADYO DİNLE
  • FOTOĞRAFLAR
  • FİKRET MALKOÇ
  • ULUSAL BASINDAN
  • VİDEO İZLE
  • GAZETELER
  • YAZI ARŞİVİ
  • MİSAFİR DEFTERİ
  • KÜNYE

SON EKLENENLER

  • Heron İddiaları
  • Türk Yunan dostluğu sahaya indi
  • Yeni Mübarek Kim Olacak?
  • Krizin faturası yoksullara
  • ‘Fethullahçılık tehlikesi’ ve hukuk...
  • Rize’deki Felaketin Nedenleri
  • Sabır Taşi
  • Burası Viyana mı?
  • Ayı ve Devler Arasında
  • Yine bir çıkmaz sokak!
  • Avcı: Bunu bekliyordum
  • Hanefi Avcı Yazdı
  • Sümela
  • BJK kampından PKK kampına
  • Eski Dosta Gözyaşılı Karşılama

Son yorumlar

  • Hükümet Demokrasiye Direniyor mu?
  • Yaşamak Güzel, Yaşatmak Daha Güzel‏
  • Sekiz Ayda Yüzbin Ziyaret
  • Trabzonlu Bir Türk Olmanın Keyfini Yaşamak
  • Ne Kadar Demokrasi İkram Edersiniz?

ANKET

Anayasa Refendumu için
 
...

Devlet, Hükümet ve İnsan Array Yazdır Array
Makaleler
Yusuf Bulut tarafından yazıldı   
Pazar, 07 Şubat 2010 20:03

Anadolu tarihini fakat özellikle Türkleri ilgilendiren kısmını, daha çok Bizans, Latin, Ermeni, Gürcü, Süryani, İran ve Arap yazarlar kaleme almış. Bizler o yazarların kayıt altına aldıklarını yan yana koyarak öz geçmişimiz hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Türklere özgü yeni bir tarih olsun düşüncesi, ancak “resmi tarih” diye anılan fakat bilim adamları tarafından kabul görmeyen, o nedenle pek değer taşımayan bir olgu olarak geçen yüzyılda yazıldı. Bununla beraber gerçek, tarafsız tarihimiz de yine Türk tarihçileri tarafından bu dönemde yazılmaya başladı.   

 Anadolu’da çok eski zamandan beri Türkler vardı, ama sayısal olarak önemli bir varlık teşkil etmezlerdi. Ancak sekizinci yüzyıl ortalarında gerçekleşen Moğol istilası ile Asyalı kabileler Anadolu’ya akmaya başladı. O sıralarda bölgeden geçen Rubruck, Türklerin yerli nüfusa oranını onda bir olarak verir. (D. Avcıoğlu. Türklerin Tarihi, Beşinci kitap s.2004) Ne var ki önemli bir Türkmen çoğunluk, bölgenin biraz dışında ve uçlarda göçebe yaşam biçimi içindeydi. Cahen; Anadolu’ya göçen Türkmen nüfusunun 200-300 bini aşmasının imkânsız olduğunu düşünür. Prof. Mükrimin Halil Yınanç ise bu rakamı bir milyon olarak verir. Ona göre, 400 bin atlıya ulaşan Melikşah ordusunun üçte biri Anadolu’ya yönelmiştir. Her atlıyı ailesi ile birlikte dört kişi sayar ve bu hesaba göre 550- 600 bin rakamına ulaşır. Bunların dışında çobanlık ve çiftçilik yapmak için gelen yarım milyon daha Türkmen’in varlığını düşünür. (Prof. Mük. Hal. Yınanç, Türkiye Tarihi, I,s.175) Yınanç Hocanın bir milyon rakamı doğru kabul edilse bile Türkmenlerin yerli nüfusa oranla çok az olduğu aşikârdır.  Anadolu Selçuklu Devleti İslam geleneğine uygun olarak kentlerde kuruldu. Selçuklu Sultanları ilk zamanlarda asayişi sağlamak için yeteri kadar asker bulmakta güçlük çektiler. Hıristiyan ahaliyi silahsızlandırdılar ve ufak silahlı güçlerle düzeni korunmaya çalıştılar. Bazı kentlerde ise yerli Hıristiyan halktan milis güçler oluşturdular. Devlet, asker dışında sivil yöneticilere ve hukuk adamlarına da ihtiyaç duydu. Halkın çoğunluğu Hıristiyan’dı ama kurulan devlet İslami gelenek ve görenek üzere tasarlanmıştı. İlginçtir; dini bağnazlık gibi bir şey söz konusu değildi. Sultanlar devlet tecrübesi olan yerli Hıristiyanlardan yönetici atamakta sakınca görmüyordu. Sadece İslami gelenek gereği, Devlet adamlarının Arapça veya Farsça bilmeleri gerektiğini düşünüyorlardı. Bu nedenle İslam ülkelerinden, özellikle İran’dan vezir, kadı gibi yönetici sınıf insanı çekmeğe çaba sarf ettiler. İslam ülkelerinden gelen elçilik mensuplarına çeşitli seçenekler önererek Anadolu’da kalmaya zorladılar. Ayrıca, komşu İslam devletlerinden personel istedikleri de olurdu. Yerli Hıristiyanlardan Müslümanlığı kabul eden, Farsça veya Arapça öğrenenlere de devlet hizmetinde görev verdiler. Konya Sultanları yönetici sınıf sağlamakta oldukça zorluk çekmişler.  Nihayet İslami yönetici ve bilim adamı yetiştirmek üzere Anadolu’da okullar kuruldu. İlk medrese, Niksar’da on ikinci yüzyıl ortalarında Danişment’lilere aittir.  Geçen zaman içinde halk Müslümanlaştı. Kiliseler Camiye döndürüldü ve oralarda İslami eğitim daha uygun şartlarda yapılır hale geldi. Böylece devlet ve din adamları yetiştirilir oldu.

* * *              

Aradan bin iki yüz sene, yani on iki asır geçti.Anadolu halkı, Türkiye devleti ile bilgi çağına ulaştı. Dünya üzerinde var olan olanakların tamamına sahip oldu… On binlerce okul ve her kentte en azından bir üniversite yapıldı. Üniversiteler her sene on binlerce genç ve düşünebilen, düşünce üretebilen insanlar yetiştiriyor.Yinede, mesela bir Selçuklu hoşgörüsüne ulaşılamadı. 

 * * *

Uluslararası Saydamlık Örgütü’nün 2007 raporunda Türkiye’nin 179 ülke arasından 64. sırada olması Hükümetler tarafından pek önemsenmedi.* * *1992 yılında ABD ile Ege denizinde gerçekleştirilen bir tatbikat yapıldı. O tatbikat sırasında ABD donanmasından atılan füze ile 5 denizcimiz şehit oldu, 22’si de yaralandı. O günün hükümeti ve daha sonra gelenler bu olayı bir “kaza” olarak yorumladı. Oysa Türk halkı buna inanmamıştı.

* * *

Kıbrıs çıkartması sırasında Kocatepe firkateynine, Hava Kuvvetleri'nin garip bir yanılgıyla sürdürdüğü bombardıman bir kaç saat sürdü ve savaş gemimiz batırıldı. Personelinin önemli bir kısmı şehit oldu. Daha da fenası bu olay kamuoyundan saklı tutuldu? Neden sonra hadise duyulduğunda, halkın önemli bir çoğunluğu “Hükümetlerden” kuşku duymaya başladı.

* * *

Son 80 yılda devlet bankalarından alınıp da, geri dönmemiş krediler toplamının ne kadar olduğu bilinmiyor olsa da halk, hükümetler ve hortumcular aracılığı ile nasıl soyulduğunu biliyor artık. 

* * *
Artık ahali, hangi hükümetlerin halk yararına hangilerinin de zararına çalıştığını anlıyor.* * * Aradan on iki yüz yıl geçti, Anadolu halkı binlerce hükümet gördü geçirdi.

* * *  

Daha uzatmayayım, Nazımın Ustanın Şeyh Bedreddin destanı ilk bölümü ile son vereyim. 

Sedirde al yeşil, dal dal Bursa ipeklisi,
duvarda mavi bir bahçe gibi Kütahyalı çiniler,
gümüş ibriklerde şarap,
bakır lengerlerde kızarmış kuzular nar idi.
Öz kardeşi Musayı ok kirişiyle boğup
yani bir altın leğende kardeş kanıyla aptest alarak
Çelebi Sultan Memet tahta çıkmış hünkâr idi.
Çelebi hünkâr idi amma
Âl Osman ülkesinde esen
bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgâr idi
.  



Bu yazıyı Facebookta paylaş
< Önceki   Sonraki >
 

Yorumlar 

 
0 #1 Yusuf Bulut 2010-02-07 20:08
img246.imageshack.us/img246/6645/devinsan.png
Alıntı
 
Yorum listesini yenile
Yorum ekle
JComments