SON EKLENENLER
- Heron İddiaları
- Türk Yunan dostluğu sahaya indi
- Yeni Mübarek Kim Olacak?
- Krizin faturası yoksullara
- ‘Fethullahçılık tehlikesi’ ve hukuk...
- Rize’deki Felaketin Nedenleri
- Sabır Taşi
- Burası Viyana mı?
- Ayı ve Devler Arasında
- Yine bir çıkmaz sokak!
- Avcı: Bunu bekliyordum
- Hanefi Avcı Yazdı
- Sümela
- BJK kampından PKK kampına
- Eski Dosta Gözyaşılı Karşılama
ANKET
2010 Ziyaretçileri
![]() | Toplam: | 102140 |
| ... |
| Bu bir muhtıra mıydı? | Array Yazdır Array |
| Şevket Çorbacıoğlu tarafından yazıldı | |||
| Pazar, 28 Haziran 2009 10:06 | |||
|
Konuların altı da üstü de bir olunca, en sonunda söylenmesi gerekenlerin en başta söylenmesi bir şeyi değiştirmiyor. Özellikle 2002 sonrasının konuları böylesi bir süreç yaşatıyor benim gibi sabırsızlara. Bu nedenle sonu başa alarak yazıma başlayacağım. Ben Başbuğ Paşa’yı geçmişin darbe ve muhtıralarını çok iyi analiz etmiş ve demokrasinin evrensel gücünü benimsemiş bir kimlik olarak görüyorum. Bir Muhtıra yanlışlığıyla karanlık güçlere malzeme olmamak için demokrasi duyarlılığını korumaya çalışan bir duruşa sahip. Öylesi bir dengeler sürecinden geçiyor ki;
ağzından çıkanı her an muhtıraya çevirecek bir gurup ile karşı-karşıya. Bilindiği gibi, bu gurup Paşa’yı göreve gelmezden önce, Kudüs ağlama duvarına konuşlandırmıştı. Paşa’nın göstermiş olduğu özen demokrasimiz için umut verici. Bilinen gurup yetmiyormuş gibi, bu bilinenleri teorize eden, bir bağlamda da destekleyen bir gurup var ki, demokrasilere şenlik, müthişler. Özellikle; sol kültürden gelme Liberal demokrat Taraf yazar Y. Çongar ve her yerde yazar Prof. Dr. Mehmet Atlan ve diğerleri. Bunlar; askerin her çeşidinden haz duymazlar, fakat kendi gibi düşünen askerlere de istemeyerek de olsa sıcak bakabiliyorlar. Bu bakışlarıyla, demokratik kimliklerini artçı oynaşımlara ittiğini söyleyebiliriz.
Asker üzerinden politika yaptıranların, oyun oynayanların temel şikâyetleri, emekli paşaların yazılı ve görsel medyadaki seslilikleri. Bu sesler onları hep rahatsız etmiştir; bu nedenle susturulmalarını istemişlerdir. Netekim; iktidar erkinin medyasal baskısı bu rahatsızlıkların kısmen giderdi, çünkü paşalar(ı), paşa-paşa köşelerine çekildiler, dahası çektiler.
Her nedense, kendi istedikleri gibi yorum yapan askerler bu kesim için pek rahatsız edici olmuyor. Hatta onların konuşmalarını iddialarında kanıt olarak bile gösterebiliyorlar. Böylelikle; askeri istedikleri gibi konuşturunca; faşist olmaktan kurtarıyorlar.
Ya da; 32. Günde konuşan emekli asker Atilla Kıyat’ın “Bir Genelkurmay Başkanı Türkiye ile ilgili endişelerini kamuoyu önünde ve muhtıra şeklinde hükümete sunmaz. Bir Genelkurmay başkanı bu endişelerini haftalık ikili görüşmelerinde, Milli Güvenlik Kurulu’nda dile getirir. Bu endişeleri dile getirmek görevidir, kanıtlarını sunmak onun görevidir. Peki bir Genelkurmay Başkanı bunu bilmez mi? Bilir. Buna rağmen genelkurmay başkanı bu muhtırayı niye vermiştir (2007 e-muhtırası’ından söz ediyor.) Benim başkomutanım seçilecek kişi cumhurbaşkanıdır. Dolayısı ile ben Başkomutanım ile ilgili fikir beyan edebilirim. Türkçe’si de ben Sayın Abdullah Gül’ü başkomutan olarak başımda görmek istemiyorum demiştir. Ama kısa bir süre sonra da televizyon ekranlarında ağızlarını kapatıp gayet birbirleriyle samimi şekilde espriler yapabilen gülebilen bir hale gelmiştir.
İşte askeri erozyona uğratan budur. O muhtıra verilmemeliydi. Verildikten sonra geri püskürtüldüyse ve muhatabınız parti yüzde 47 oy alıp istemediğiniz Cumhurbaşkanı da başkomutanınız olduysa orada yapılacak şey silahlı kuvvetleri erozyona uğratmamak için istifa müessesesini çalıştırmaktır. Ben size dersem ki silahlı kuvvetlerde hiç darbe konuşulmaz buna inanmayın. Darbeden korkanları şu şekilde rahatlatayım. Eğer hakikaten bu doküman gerçekse ve darbe yapmayı düşünen bir grup varsa ve bu kurmay albayın imzasıyla bu dokümanı hazırlayıp Ergenekon davasında gözaltında olan birine ulaştırdıysa siviller çok rahat olsunlar bu kadar salak insanların darbe yapmaları mümkün değildir. Ama silahlı kuvvetlerin içinde çok az da olsa hala kendi başlarına bir şey yapabileceklerini düşünenlerin var olmuş olması ciddi bir durumdur. Onun için zaten derhal soruşturma emri verilmiştir. Askeri savcılık harekete geçirilmiştir.” Şeklindeki sesliliği onlar için istenen tonda bir ses olmasa da, sessiz kalabiliyorlar, yani kötünün iyisi mantığıyla “Bu Paşa susturulsun” tepkisi vermeyebiliyorlar.
Çongar; Taraf’ta yer alan “İrtica ile mücadele” belgesi için diyor ki; "Yayın yasağını kabul etmiyoruz. TSK'nın açıklamasını tatmin edici bulmuyorum. Bu belgenin gerçek olduğuna ilişkin çok güçlü bir kanaatimiz olmadan zaten yayınlamazdık...”...Taraf’ın belge haberini, Çongar gibi gazetecilik başarısı diye görenler; dahası bu belgeyi savunanlar, bu duruşlarını sürdürürler ise bana göre bu belge ile belge alırlar, yani sınıfta kalırlar. Görevleri demokrasi dersine çalışmak olması gerekirken, bu sanal belge ile zaman geçiriyorlar... Acaba amaç; darbelerin fotokopisi muhtıraları tetiklemek mi? Daha doğrusu Başbuğ paşa’yı. Bu belge ile, hem belge alırlar, hem Ergenekon sanallığının tükenişini tetiklerler, hem de sivil faşizme göz kırpanların kekeme düşüncelerini zenginleştirirler.
“Asker yaşatılanlar karşısında çok özenli, yani dikkatli davranıyor.” derken; İlker Paşa patladı erken; 26/06/2009 günkü basın toplantısında.. Dikkat ve özenin, biraz öfke ile harmanlandığını gördüm. Bu durumunu yadsımak olası değildi, çünkü; Taraf Gazetesi'nin gündeme taşıdığı 'İrtica ile Mücadele Belgesi'ni “kağıt parçası” olarak değerlendirdiği basın toplantısına şu tümcelerle başlıyordu: “Hepinize günaydın Genelkurmay karargahına hoş geldiniz diyorum. Türkiye'de etrafımızda dünyada cereyan eden sorunlara dikkatli bakarsak birçok sorun olduğunu görürüz. Ekonomik kriz ve sosyal sorunlar ortada... Dünya bunun yanında terör ve bölücü terör ile mücadelesine devam etmektedir. İran, Irak, Afganistan ve Pakistan'da ciddi olaylar var. Kıbrıs görüşmeleri de devam etmektedir. Tüm bunlar cereyan ederken Türkiye tam 2 haftadır Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın elinde bulunan bir kâğıt parçası etrafında gereğinden fazla enerjisini tüketmiştir. Bu kâğıt parçasının, kimler tarafından, ne amaçla hazırlandığının ortaya çıkarılması görevinin, devletin istihbarat organlarıyla, ilgili yargı organlarına düştüğünü söylüyor ve bunu istiyoruz” diyebiliyordu.
Orda da kalmadı; “.... Bu kağıt parçası TSK'yı yıpratmak ve karalamak için hazırlandı. Bunun kimler tarafından hazırlandığını devletin istihbarat ve yargı organları yerine getirecektir. Bunu istiyor ve önemsiyoruz... Bunu önemsiyoruz, çünkü ordu içinde fitne fesat çıkarma eylemi olarak görüyoruz. TSK, Anayasa ilkelerine bağlıdır ve saygılıdır. Buna karşı olan personeli TSK içinde barındırmaz. Bunu Anayasamızın 117. Maddesine göre bu ordunun Genelkurmay Başkanı olan ben söylüyorum. Bu en büyük teminattır. Bunun ardında başka bir şey aranmasını anlamlı bulmuyorum... Darbe söylemlerinde halk artık usandı. Artık TSK üzerinden elinizi çekiniz. Artık TSK'yı karalama ve kirletme faaliyetlerinden vazgeçiniz. Medya üzerinden TSK'ya yönelik psikolojik harekât yürütmekten vazgeçiniz. TSK üzerinden elinizi çekiniz... TSK kendisine medya üzerinden yürütülen psikolojik harekata cevap vermekten kaçınmaktadır... TSK, kendisine yönelik hukuk dışı faaliyet yürütülmesine katlanamaz. TSK buna seyirci kalamaz. Unutulmamalıdır ki TSK’nin bütünlüğünün korunması ve haksız olarak yıpratılmasını ülkemiz için bir beka sorunu olarak görüyoruz... Bu son tartışmaları gelecek hafta yapılacak MGK toplantısına taşıyacağız... Rahmetli Uğur Mumcu'nun dediği gibi 'Bilgi sahibi olmadan maalesef fikir sahibi oluyoruz'. Şimdi askeri mahkemelerin yetki ve sorumlulukları çok açık. Merak ediyorsanız, Askeri Yargı Usul Kanunu'nun 9. maddesini okuyun... bu kadar açıkken hala 'yok efendim buna askeri mahkeme mi bakar, sivil mahkeme mi bakar?' tartışmasıyla iştigal etmek, abesle iştigal etmektir.
Türkiye'de askeri mahkemeler olduğu için yargının iki başlı olduğunu iddia eden ve bunun kaldırılmasını isteyenler niye kamuoyuna bunu söylerken, evet fikirdir, fikre saygı gösteriyorum. Ama bunu söylerken şunu da söylemeleri lazım: 'Bakın AB ülkelerinde şu ülkelerde de askeri mahkemeler var' demeleri lazım... İşte bunlar çok ön yargılı. 'Efendim askeri mahkemeler tarafsız değildir' iddiaları da var, çok çirkin. Bu devlete saygısızlık, Anayasa'mıza saygısızlık, hukukumuza saygısızlıktır.
Askeri mahkemeler çatı mahkemeleri mi? Sokak mahkemeleri mi? Anayasal askeri mahkemeleri bu şekilde nasıl tanımlarsınız. 'Askeri mahkemeler bağımsız değildir'...
Bizim amacımız burada, bu belge doğru mudur, bunu bulmakla ilgili. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ne dedik? 'elinizde ne kadar bilgi, belge, doküman varsa bize verin'. Ve bu işbirliği ve koordinasyon yapıldı. Ve ne kadar sürdü bu soruşturma 12 gün sürdü. Şimdi bir taraftan diyeceksiniz ki, 'bu soruşturma yetersiz', bir taraftan da '12 gün efendim niye sürdürdünüz' diye... Ya bu kadar çelişki olur mu? Kovuşturmaya yer olmadığı kararı kesin değil. Biz hukuk devletiyiz. Hukuk devleti ilkelerine sadığız. Kesin değildir, evet. Önemli olan şu; bu belgenin doğru olduğuna ilişkin yeni delil, bilgi, emare çıkarsa elbette bu soruşturma tekrar açılabilir. Bu soruşturma tekrar burada açılır. Bunun aksini düşünmek yanlıştır, hukuka aykırıdır. Ama soruşturma şartlarında değişiklik olursa elbette usul hukukuna göre soruşturmayı devam ettirecek yargı organı değişebilir.
Bizim istediğimiz şudur: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan istiyoruz. Diyoruz ki, bu belgenin gerçek olmadığı noktasından hareketle, bu kâğıt parçası, kimler tarafından ne amaçla hazırlandı, bunu bulun. Bu açıdan zaten Genelkurmay Askeri Savcılığı da, bu açıdan görevsizlik kararı vererek dosyayı gönderdi. Biz bu belgenin doğru olmadığı noktasından hareket ederek bu belgenin kimler tarafından ne maksatla hazırlandığını istiyoruz İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan. Yoksa İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan 'bu belge doğru mudur, yanlış mıdır?' noktasının açıklığa kavuşturulmasını şu anda mevcut hukuk ve soruşturma şartları içerisine istemiyoruz. Bu bizim işimiz"...
Özetlersek; Org. İlker Başbuğ, ‘kâğıt parçası’ olarak nitelediği, ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’ ile ilgili olarak, ‘Bu kâğıt parçasının kimler tarafından, ne amaçla hazırlandığının ortaya çıkarılmasını istiyor. En önemlisi; TSK’ya karşı medya üzerinden asimetrik psikolojik harekât yürütüldüğünü söyleyen Başbuğ, ‘TSK üzerinden elinizi çekin’ diye öfke ile harmanladığı özenli duruşuyla uyarıyor. İşte bu “Kâğıt parçalı” uyarısı, birileri tarafından içten-içe parçalı bulutlu bir muhtıra olarak yorumlanacaktır...
Kısmen de yorumlandı;
İçinde demokrasi bağlamında doğruları ve yanlışları da olsa, çatışmaya meydan vermemesi bağlamında, dengeli ve gerekli bir duruş olarak algılanmasında fayda görüyorum.
Ama bu özeni gösteremiyoruz. Özellikle Başbuğ Paşa’nın “TSK’ya karşı medya üzerinden asimetrik psikolojik harekât yürütülüyor..” söylemini değerlendiren sayın M.Altan’ın; “.. asıl kendileri demokrasiye karşı böylesi asimetrik psikolojik savaş yürütüyorlar. Hiçbir demokratik ülke de Asker, kamuoyu karşısına böyle çıkamaz. Kimse de dinlememiştir. Halk zaten; Michael Jackson’un ölümü ile ilgileniyordu..” şeklindeki değerlendirmesi pek bilim insanına yakışır bir söylem tarzı değildi. Hele ki; M.Jackson değerlendirmesi sonrası alaycı, fakat içsel ürkek gülüşü hiç, ama hiç yakışmadı.
Teknopolitikalar Platformu/ ŞEVKET ÇORBACIOĞLU
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
|


