SON EKLENENLER
- Heron İddiaları
- Türk Yunan dostluğu sahaya indi
- Yeni Mübarek Kim Olacak?
- Krizin faturası yoksullara
- ‘Fethullahçılık tehlikesi’ ve hukuk...
- Rize’deki Felaketin Nedenleri
- Sabır Taşi
- Burası Viyana mı?
- Ayı ve Devler Arasında
- Yine bir çıkmaz sokak!
- Avcı: Bunu bekliyordum
- Hanefi Avcı Yazdı
- Sümela
- BJK kampından PKK kampına
- Eski Dosta Gözyaşılı Karşılama
ANKET
2010 Ziyaretçileri
![]() | Toplam: | 102158 |
| ... |
| Madımak 16 Yaşında | Array Yazdır Array |
| Şevket Çorbacıoğlu tarafından yazıldı | |||
| Perşembe, 02 Temmuz 2009 20:54 | |||
|
MADIMAK AUSCHWİTZ'İMİZ VE REİCHSTAG'İMİZDİR. Derya Sazak diyor; “İşte bizim Auschwitz’imiz*...2 Temmuz 1993’te acımasızlığın, kalpsizliğin en büyüğü, en dehşet vericisi yaşandı Sivas’ta. Şenliğe gelenler, tarifsiz bir şiddete uğradılar. Ateşe verilen bir otelde yanarak, dumandan boğularak can verdiler. 16 yıl sonra Madımak’taydık. Otelin altındaki ‘kebapçı’ sonunda kapatılmıştı. Dışarıda ‘Issız Adam’ filminin müziği çalıyor. Loş koridorlarda, “ıssız odalar”da dolaşıyoruz. ‘Empati’nin kâğıda dökülemeyeceği bir mekân Madımak.
Ne olursa olsun, nasıl okunursa okunsun, “Sivas-Sıvas” karanlığın örttüğü lekeden kendini kurtaramayacaktır. Bu demek değildir ki, tüm Sivaslılar suçludur. Suçlular ortada, suçlular egemen, suçlular, kurumsallaşmış suçlarını katlayarak doludizgin gidiyorlar. Karikatür Dergisinde her yıl bir Sıvas ile ilgili yazım yer almış. Bunlardan “Sıvas-Sivas” başlığı ile yazdığım yazının girişi: “Sivas-Sıvas”, okurken her kültürün rahat ettiği, otururken salt bir kesimin rahat ettirildiği kentimiz…” “Sıvas yakıldı Aydınlık çakıldı” başlıklı yazıma şöyle bir giriş yapmışım: “Murat Özmenek, Murat Sayın, Dinçer Pilgir, Hüseyin Tanyeri söyleşiyoruz. Onlar çizen, ben yazan… Sivas’ı yazmam gerektiğini söylediler. Döktürdüm bende; ‘Sivas’ta aydınlığı karartan yangın… Gurbet elde Sivaslılar, Sivas’a yangın (Hasret mi dersin?), Sivas’ta yangın, gurbetteki Sivaslılara ise aydınlar dargın… Sivaslılar ülkenin bir yanında, uzaktan seyrediyorlar karanlığı besleyen yangını, karanlığın payandası yobazları’… “Sivas yangını-Refah salgını” başlıklı yazımda da; “ Köktendinci, yani radikal dinciler (Türkçeyi zenginleştirenler buna İngilizce Fundamentalist diyor), Anadolu’ya asırlardır bela olmuş… 1923 sonrasının Türkiye’sinde evrensel tehlike, emperyal güçlerle ve içerdeki ırkçı/ayrımcı akımla gerçekleştirdiği faydacı dayanışma ile Türkiye’nin gündemine oturdu ve kurumsallaşarak günümüzdeki kararlı karanlık çizgisini yakaladı...” Aşağı-yukarı, yukarı-aşağı aynı şeyleri yazmak tembelleştiriyor insanı; Sıvas-Sivas’ katliamını yazarken ise sinirlerim bozuluyor… Bugün detay yazmayacağım: Salt Derya Sazak haberine yapılan yorumlara, hiç dokunmaksızın yer vereceğim: Aydınlarımızı yakanlarla, bugün sözde bazı aydınların söylemleri öylesine örtüşüyor ki, materyalleri demokrasi.. İşte bu materyal ile sınırsız ve kuralsız demokrasi avcılığı yapmaktadırlar; onlar için askerin her türlüsü faşist, ulusalcıların tümü de faşistin katmerlisi.. Sözüm; sivil faşizme göz kırpanlara... Oral Çalışlar, Murat Belge, Mehmet Atlan, Ali Bayramoğlu, Kürşat Bümin.. Ergun Babahan ve... sınırsız ve kuralsız demokrasi avcısı neoliberaller; Bu Sivas- Sıvas’ta 37 insanımızı da ergenekonculukla suçlananlar yakmasın? Örneğin Mustafa Balbay, İlhan Selçuk, Ben, Deniz Som, Oktay Ekşi, Ertuğrul Özkök ve diğerleri... O yanan aydınlar bugün çıkıp beni Mustafa Balbay ve yandaşları yaktı diye itiraf ederler miydi? Örneğin; Mustafa Balbay’ın da arkadaşı olan dergideki karikatürist arkadaşımız Asaf Koçak (2 Temmuz 1993'te Sivas'ta; Asım Bezirci, Metin Altıok, Behçet Aysan, Nesimi Çimen, Hasret Gültekin, Asaf Koçak, Muhlis Akarsu, Edibe Sulari, Gülsüm Karababa, Uğur Kaynar gibi değerlerle dolu tam 37 can yakıldı... karikatürcü arkadaşımız Asaf Koçak da henüz 35 yaşındayken o otel de yakılan değerler arasındaydı. Yürekli bir çizerdi sevgili Asaf Koçak... Bu ülkenin güzel günleri için kalemini konuşturan çizerlerden biriydi... Üstelik onu yakan Sivas'ta zamanında 4 yıl resim öğretmenliği yapmıştı, Yozgat Yerköy doğumluydu. Sivas'a o günde karikatürlerini sergilemek için, çizmek için gitmişti sadece-Mizah haberleri 02/07/2009); “Mustafa beni sen yakmışsın, yakmazdan önce de bağırmışsınız: "Laiklik gidecek, şeriat gelecek! - Şeytan Aziz!- Şerefsiz vali, istifa! - Laik düzen yıkılacak! - Zafer İslam'ın! - Şeriatçı devlet kurulsun! Muhammet'in ordusu, laiklerin korkusu- Müslüman Türkiye! - Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak! Evet, 2 Temmuz 1993 Cuma günü öğle üstü, Sivas’ta Paşa ve Meydan camilerinden çıkmışsınız ve bu sloganlarla yürüyüşe geçmişsiniz… Niçin beni öldürdüğünü benden gizledin!” Asaf Koçak şimdinin neoliberal sınırsız ve kuralsız demokrasi avcılarıyla bunları söyler miydi?
"Sivas Katliamı Sanığı Sigortalı Memuru Devlet bulamıyor. Refah Partili (RP) Belediye Meclis üyesi Cafer Erçakmak'ın Almanya'da yaşadığı iddia ediliyor. Onun gibi dokuz firari bulunamıyor. Şefket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca, Yılmaz Bağ ve Necmi Karaömeroğlu yargılanıyorlar...” İlle de; sonradan bilinen partinin genel başkan yardımcılığına kadar getiriler Temel Karamollaoğlu..
O ateş hiç sönmedi... Tam 16 yıldır yanıyor, yanıyor, yanıyor... Ateşin azalması bir yana o ateş aradan geçen 16 yıl da Türkiye bir UTANÇ ÜLKESİ olduğu için daha da gür yanıyor, daha da harlı yanıyor... O ateş; 2 Temmuz 1993'te, Ortaçağ karanlığında yaşayan yobazlarca Sivas'ta yakıldı. O ateşte 37 insan yandı... O ateşte bu ülkenin bin bir güçlükle yetiştirdiği gerçek, yürekli aydınlar yandı... O ateşi yakanlar bugün daha büyük ateşler yakacak haldeler... Ne de olsa; İnsanların cayır cayır yakıldığı o utanç abidesi, karanlık otelde yıllar boyunca "Kebap" yiyen insanların ülkesidir artık burası...
Reichstag yangını, Hitler başa geçene kadar Alman parlamentosunun toplandığı Reichstag'da 27 Şubat 1933 akşamı çıkmış olan yangındır. 1933 yılının Ocak ayında, Komünistlerin bir genel grevle tüm ekonomiyi işlemez hale getirerek bir “devrimci durum” yaratacakları ya da ülkede iç savaş çıkacağı konusundaki endişeler o derece derinleşmişti ki, Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg Hitler'i, Katolik Merkez Parti'yle bir koalisyon kurarak istikrarlı bir hükümet kuracağı umuduyla şansölye olarak atamıştır. Reichstag yangını, Hitler'in şansölye (başbakan) atanmasından sonraki ilk politik manevralarından biri olan genel seçim kararından sonra, tüm partilerin seçim çalışmalarını sürdürmekte olduğu bir dönemde gerçekleşmişti. Yangının, kundaklama olduğu ortadadır. Soruşturma kısa sürede polisi, Marinus van der Lubbe adında yarı-deli bir anarşiste götürdü. Lubbe, yangını çıkaranın kendisi olduğunu itiraf etti. Ertesi gün Hitler, Hindenburg'a, anayasanın kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili maddelerini ortadan kaldıran bir kararname imzalattı. İzleyen günlerde Nazi partisi ve Milliyetçiler dışındaki tüm partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durdurulduğu gibi komünist partisinin parlamentodaki 181 milletvekili ve parti ileri gelenleri tutuklanmıştır ŞEVKET CORBACIOĞLU
|



Yorumlar