Yolda para bulsan ne yaparsın?

Kültür Sanatta Bu Hafta

Camila Vallejo ve “Çıkmayan canda ümit var”

Dr aydurmuşBugün Milliyette Camila Vallejo'un melek yüzünü gördüm, içim açıldı. Televizyonda; "Şili’de bakanı düşürdük, gerekirse hükümeti de düşüreceğiz" diyen güzel. Ve yanı başında Kıbrıs’taki yeşil hatta “burası açılmadan biz gitmeyeceğiz” diyen Yunan Yannis ile, Türk Rahme'nin resimleri. Öte yanda “Vaşington’u işgal et” diyen iki sevgilinin tutuklanırken öpüşen korkusuz görünümleri. Ve de Chenin resmini bulundurdukları için tutuklanan Türk gençleri. Nereden nereye... Bir yandan Mısır'da alanlarda demokrasi isteyen, Amerikancı generallerin iktidardan elini çekmesini isteyen gençler, öte yanda Suriyede demokratik yönetim isteyen, anti demokratik Arap birliği.

Beri yandan Suriye muhalefetini legal/ illegal destekleyen Erdoğan'ın bakanı kılıf uyduruyor: "biz Esad'ın halkına savaş açacağını öngöremedik" diyor. Her ne halse batılı demokratik Ülkeler; Osama bin Ladin'i Kaddafiyi yargılanmadan katlediyorlar.

Dünya değişiyor.

Artık yukarıdakiler eskisi gibi yönetemiyorlar, Angela Merkel ile Sarkozy işi dolandırmadan bankaları kurtarmak zorundayız diye itiraf ediyorlar. Eski hükümetlerin önleyemedikleri krizleri,  IMF /IWF memurları yeni hükümetler kurduruyor.

Papendreou şöyle yakınmıştı: "Akropolis’idemi satayım?"
Bizde Turgut Özal'ın yolunu açtığı, Kemal Dervişin geliştirdiği AKP'nin devam ettirdiği, "satılabilacek her şeyi sat, komisyonu al." Şeklindeki vatan, ahlak, gurur, şeref denen kavramları tanımayan bir tefecilik geliştiriliyor.

Bu sayede borçlandır, faizini al, iflas ettir, mallarını elinden al şeklindeki sermaye soygunculuğu sürdürülüyor. Biliniyor ki Kapitalizmin 1929'daki krizi: ikinci dünya savaşı ile aşılmıştı. Şimdi, Teröre karşı savaş diye sunulan, demokrasi ihracı ile sürdürülen yerel savaşlarla aşılmaya çalışılıyor. Daha 2008 krizi ile ortaya çıkan büyük çalkantılar henüz bitmeden yeni kriz 2011'de bütün hızı ile halklara vuruyor. Başka bir deyişle Globalizmin krizi, sürekli kriz haline geldi.
 

Cumhuriyet gazetesinde bu gün Mustafa Sönmez AB'de gerçek sorun: İşsizlik %18 diye yazmış. Doğrudur. Ama sadece bu değil, çalışanların ücreti azaltıldı, sigortası, emekliliği olmayan köle işçiler ortaya çıktı. Bunların tüketim gücü gıda maddelerini bile almaya yetmiyor. Hayırseverlerin topladığı besin maddeleri ile karınlarını doyurabiliyorlar.

Sarkozy'inin Merkel'in ne Yunanistanı, ne İtalyayı, Portekizi yada İspanyayı yada İrlandayı kurtarmaya çalıştığı yok; onlar kendi bankalarını kurtarmak için çalışıyorlar. Daha doğrusu adı geçen ülkelerin devlet tahvillerini alıp fahiş faizlerle büyük kârlar elde ettikten sonra şimdi de, ellerindeki tahvilleri Avrupa merkez bankasına, yada Bad Bank denen bankalara kakalayarak rizikoyu vergi ödeyen halka bindiriyorlar.
 

Ergin Yıldızoğlu 28.11.2011'de yazmış 147 firma dünya ekonomisinin %40'ını yönlendiriyormuş. Aslında bu çok iyimser bir yorumdur. Çünkü bu şirketler birbirine girmiştir. Aslında kimin eli kimin cebinde belli değildir. Örneğin Alman borsasındaki 30 Firmadan bir çoğu, bir diğerinin % 25 ve daha fazla hisse senetlerini elinde tutuğu için, birinin yönetim kurulundaki, diğerinin denetim kurulunda, bir başkasının, başka bir yerinde görevlidir. Borsada hiç bir üretici gücü olmayan kapital temsilcileri karşılıklı, bir kurumu, yüceltiyor ya da batırıyorlar. Dünyayı yöneten gerçek kapitalist sayısı şirketler sayısın daha fazlası değildir.

 

Üretim artmazken, satışlar artmazken, depolar doluyken nasıl olduğu anlaşılamayacak bir şekilde kurlar yükseliyor. Bank (Gazino gibi) her zaman kazanır. Nevyorkta borsa basıldığı zaman, Frankfurt’ta borsada eylemler oldu. Alman Polisi de bizim Polis gibi biber gazı, cop, tazyikli su gibi demokratik metotlar kullandığından pek tutunulamadı. Hem de bu kapital oyunları atom artıkları gibi daha halkın anlayacağı şeyler değil. Sermayenin her evde tv denen bir beşinci kolu var. Parasızlara vergi almadan seyrettiriyorlar. Yani hiç ayağa kalkmadan 24 saat afyon yutuyorlar.

İşsizlerin kaybedeceği zincirleri bile yok. Bunların herhangi bir yerde bir eyleme gidecek ne arabaları var nede trene bilet alacak paraları. Trene binecek otomatı kullanmak bile bunların becereceği iş olmaktan çıktı artık.


"Yöneticilerin eskisi gibi yönetememesi yetmiyor, aşağıdakilerin de eski sistemi yok etmek için ayağa kalkması gerekiyor."
 

Şimdi bu nerden çıktı diyenler çıkabilir, Çiçeron’un senatoda her konuşmayı, her şeye rağmen “Kartaca yok edilmelidir” cümlesi ile bitirmesine atıf yapmak istiyorum.


Camila Vallejo benim sevgilim olmalıydı. Bu yaşımda kızım olsa da olur.
 

Ey Türk gençliği, bütün ülke satıldıktan sonra damarlarındaki asil kan nerde?

Yoksa Pinochet gibi en az bizim Kenan Evren kadar faşist olan bir yönetimden sonra, Şili bizimkinden daha demokratik bir yönetime ulaştı. Onlar sokaklarda parasız özerk eğitim için bakan devirirken, bizdeki parasız eğitim isteyen üç beş genç, örgüt üyesi yapılıyor tutuklanıyorlar.

Hani her halk layık olduğu yönetimle yönetilirdi??
Karl Marksın nerdeyse iki yüz yıl önce söylediği gibi, bizim düzenbazlar dini afyon olarak kullanıp hepimizi uyutuyorlar.


Yine Çiçero gibi tekrarlayalım: Acaba bu halka karşı utanmaz soyguncu politika mı, yoksa uyuşmuş gibi oturan halkın bu soyguna karşı çıkmaması mı, daha büyük skandal?

Çıkmayan canda ümit var deyip ; Türk gençliğindeki Camila Vallejo'yu bekliyoruz.


Ey Türk geçliği vazifen; Türk istikbal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır.

Daha ne diyelim?

 ___________