Bugünlerde Fransa ile yoğun sorunlar yaşıyoruz. İlginç olan yanı; oldum olası sömürgeci bir çizgi sürdüren bu Fransız devletine en son olarak, Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden beş yıl sonra 1571 de Sokullu Mehmet paşa bir ders vermiş ve de şöyle demiş; ''İnebahtı deniz savaşında siz bizim sadece sakalımızı kestiniz, biz ise sizden Kıbrıs’ı almakla kolunuzu kestik. Sakal daha gür bir şekilde tekrar büyür, fakat kesilen kol tekrar geri gelmez."
O günden beri yani 440 sene oluyor, adamlara; “Gözünün üzerinde kaş var” diyemiyoruz. Oysa Anadolu içlerinde Ermenileri silahlandıran, ayaklandıran ve Müslüman ahali üzerine saldırtan yine onlardı. Halen de aynı mantığı sürdürüyorlar. Bu kez ne olduysa top yekûn ses vermeye başladık.
H. İzzettin Dinamo “Kutsal İsyan s.604” diyor ki; "Mustafa Kemal Erzurum ve Sivas Kongreleri ile meşgul olurken Fransızlar Çukurova’yı işgal etti. Tam anlamıyla bir sömürge düzeni kurdular. Yerli Ermeni halkı silahlandırıp Jandarma görevi verdiler. Bunu duyan ve daha önce sürgüne gönderilmiş Ermeniler de geri döndü. Onlara da Fransız askeri üniforması giydirip Türk köylülerinin üzerine saldılar. Sürgün yolunda çektikleri acının öcünü Kadirli, Maraş ve Antep halkından çıkarmak istediler."
Dikkat çekmek isterim ki Hatay’ın Fransızlardan teslim alınış tarihi 30 Haziran 1939 dur.
İlginçtir; bu sömürgeci Fransızlardan dörtbuçuk asır oluyor yaptıkları kötülüklerden dolayı hesap soramamışız. Hesap sormak bir yana sesimizi çıkaramamışız. Sekiz sene süren Cezayir Bağımsızlık savaşı sırasında bile Türk hükümetleri “1954–1962” “gık”ını çıkaramamış. 1994 yılında Ruanda da üç ay içinde sekizyüzbin insan katledilirken de biz ülkemizde faili meçhul cinayetlerin dehşetini yaşıyorduk.
Oysa şimdilerde daha yenice, Cezayir ve Ruanda halkına “soykırım” yapıldığından söz eder olduk. O uzak ülkelerde olup bitenler şöyle dursun, meçhullerimizin faillerini bile bulamadık. Görünmez bir kara el memleketin semalarında sanki ahaliyi hipnoz etmeye devam ediyor.
* * *
Gelmiş geçmiş Türk hükümetleri dış politika bir yana, kendi halkı ile bile barışık olamadı. “Derin devlet” ne demekse, keyfe keder uygulamalarına da bir türlü dur diyemedi.
Bu hafta Maraş katliamının 33. yıl dönümüydü. Alevi dernekleri kentte bir anma mitingi yapmak istedi, başaramadılar kendilerine engel olundu.
Dışarıya karşı pamuk gibi fakat kendi halkına cebbar olan iktidarlarla geçti ömrümüz.
* * *
Uluslar arası sözleşmelerin olmazsa olmaz türünden bağlayıcı bir özelliği vardır. Şimdi, çok önemsediğimiz, zafer olarak yorumladığımız Lozan sözleşmesinin bazı maddelerini aktaracağım. Yorumu siz değerli okuyucularıma bırakıyorum.
MADDE 37.
Türkiye 38 ile 44. Maddelerde yer alan hükümlerin temel yasa olarak kabul edileceğini ve hiçbir yasa, yönetmelik, ya da resmi uygulamanın bu hükümlerle çelişmeyeceğini hiçbir yasa, yönetmelik ya da resmi uygulamanın bunlardan üstün olamayacağını taahhüt eder.
MADDE 38.
Türk hükümeti doğuş, milliyet, dil, ırk ya da din farkı gözetilmeksizin Türkiye’de yaşayan herkesin hayat ve özgürlüğünü tam olarak korunmasını teminat altına almayı taahhüt eder.
Türkiye’de yaşayan herkes kamu güvenliği ve ahlaka aykırı olmadıkça ister halk arasında ister özel yaşamında her tür itikat, din ve inancın gereğini yerine getirmekte özgür olacaktır.
Gayri-Müslim azınlıklar, bütün Türk uyrukluların ülkenin bir bölümü ya da tamamında Türk hükümetince ulusal savunma ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle alınan önlemlere tabi olarak, seyahat ve göç etmekte tam özgürlük sahibi olacaktır.
MADDE 39.
Gayri Müslim azınlıklara mensup Türk uyruklular, Müslümanlarla aynı yurttaşlık haklarına ve siyasal haklara sahip olacaktır.
Türkiye’de yaşayan herkes din farkı gözetilmeksizin yasa karşısında eşit olacaktır.
Hiç bir Türk uyruklunun, örneğin kamuda işe alınma, kamu görevi yerine getirme ya da onurlandırılma ya da iş ve meslek edinme gibi yurttaşlık haklarından ve politik haklardan yararlanmasında din, itikat ve inanç farkı gözetilmeyecektir.
Hiçbir Türk uyruklunun özel ilişkilerinde, ticarette, ibadette, basında ya da her tür yayında ya da halka açık toplantılarda herhangi bir dili serbestçe kullanmasına kısıtlama getirilmeyecektir.
Resmi dilin mevcut olmasına bakılmaksızın Türkçe konuşmayan Türk uyruklulara mahkeme önünde kendi dillerini sözel olarak kullanmaları için yeterli olanak sağlanacaktır.
İŞTE FRANSIZ KAHRAMANLARI (!) "Tıkla"
______________
