Türk adalet sistemi size güven veriyor mu?

Kültür Sanatta Bu Hafta

Yeni nesil Trabzonlulara bir çift söz

yusuf bulutİstanbul Boğazının Karadenize açıldığı yerde, Karadenizden Boğaza girmek isteyen gemilerin kontrolü Trabzonlu askerlerden sorulurdu. Anadolufeneri ile Rumelifeneri mekânlarıydı. Oralarda gönüllerine göre bir düzen kurmuşlardı. Kimi tarihçilere göre bir kayıkçı, kimilerine göre bir onbaşı olan Kabakçı Mustafa, devlete karşı geldi. 1807 Mayısında liderliğini yaptığı isyan sonunda, üçüncü Selim Padişahlıktan indirildi ve yerine dördüncü Mustafa geçirildi. Elbette koca Osmanlı başkenti bir Kabakçıya terk edilecek kadar basit bir yer değildi. Sonuçta Kabakçı, yaptığı işin bedelini hayatı ile ödemek zorunda kaldı. Doğu Karadenizin bilinen en eski kabadayıları o günlerde tanındı.

Daha sonraki yıllarda ve Cumhuriyet döneminde, belki de Kabakçı örneği nedeniyledir ki, Trabzonlu bazı kişiler benzer eylemlerin içinde olmuş. (Osmanlı döneminde Trabzon ve havalisi Lazistan Sancağı olarak anılırdı.) Çamlıhemşinli Ziya Hurşit, Giresunlu Topal Osman, Vakfıkebirli Ali Şükrü Bey bir şekilde yeni kurulan devlete müdahil olmak istemişler. Ne var ki her biri eyleminin bedelini hayatı ile ödemek zorunda kaldı. Buna rağmen, Trabzon ve havalisinde yaşayanlar, ülkenin tüm kesimlerine güven veren, kucaklayan insanlar olarak bilinmiş. Günümüzde ‘Laz Sancağı’nın o eski insanları yok artık. Onların yerine ırkçı, inkârcı dönek adamlar türemiş.

Şimdi, Trabzonluluk anlamında bazı örnekler sunacağım. Ola ki sözünü ettiğim o adamlar okur da biraz olsun düşünürler.

Daha önce bir yazımda kısaca sözünü ettiğim, Libya’da yaşamış bir Tonyalının 80 yaşındaki oğlu ile Trablus’ta karşılaşmıştım. Hep özel ilgi gösterirdi bana. Çünkü ben onun babasının memleketinden olan bir Trabzonluydum.

Yıllar önce Ankara’da arabamı servise götürmüştüm. Yaşlı bir adam yanaştı yanıma;
“Trabzonlu musun?” diye sordu. “Evet” deyince elini uzattı; “Bu işletmenin sahibi oğlumdur” dedi. Ne demek istediğini anlamaya çalışırken; “Buyurun büroma çıkalım.” Herhalde konuksever birisidir diye peşinden yürüdüm.

Olay şu; adam vaktiyle hanımı ile beraber bir tur şirketi aracılığı ile Trabzon’a gelmiş. Gezerken kendisinden daha yaşlı bir adama denk gelmiş. O kişi ile dost olmuş. Zaman içinde arkadaşlığa dönüşen ilişkileri, unutulmaz anılarla süslenmiş. Sonraki yıllarda Trabzonlu ölmüş. Fakat dostluğunun tadı bu ihtiyarın damağında kalmış. Her gördüğü Trabzonluyu o kişi ile özdeşleştirmeye başlamış. Ve benimle de dostluk kurmak istemesi bu yüzden.
Anlatmak istediğim; onun tanıştığı Trabzonlu ihtiyarı hiç tanımadığım halde gurbet elde bana yardımcı oldu, arkadaşının dostum olmasını sağladı, beni onurlandırdı.

Beypazarı kaplıcalarında oranın otelinde kalmıştım. Sabah ayrılırken hesabı yaşlı bir bayan resepsiyon memuruna ödedim. Kimliğimin kopyasına bakmış olmalı ki kapıdan çıkmadan; “Trabzonlu!” diye ünledi. Geriye döndüm, göz göze geldik. Hesapta bir yanlışlık olabileceği geldi aklıma. “Trabzon’da neler oluyor?” diye sordu. O günlerde Trabzon cinayetle anılır olmuştu. Bilmiyorum anlamında omuzlarımı yukarı kaldırıp başımı yana eğdim. “Trabzon’a hiç yakışmadı” deyince, “Yoksa sen de mi Trabzonlusun?” diye sordum. “Hayır, ama orası benim için çok özel bir kenttir, üzüldüm” dedi.

Bir seferinde yine Ankara’da, arabamla İstanbul caddesinin Ulustaki tarafından çıkıp opera meydanı doğru döndüm. O kavşakta sağa dönüşe izin veren bir yeşil ışık yanıyordu. Ben de ışığa bakarak ama sol tarafımı da gözeterek yürüdüm. Işığı geçince bir trafik polisi ‘çek kenara’ işareti yaptı. Çekildim çekilmesine de polis yanıma gelince açtım ağzımı yumdum gözümü; “Kardeşim orada yeşil ışık yanıyor, ne diye durdurdun beni?” diye bağırıp çağırmaya başladım. Demek ki adam sakin birisiymiş, sözümün bitmesini bekledi uzun süre. Sonunda, “Bitti mi?” diye sordu. “Evet, ama neden durdurdun beni?” dedim. Sakince; “Bir polisin bir vatandaşı yol kenarına çekip durdurma hakkı yok mu?” diye sordu. “Var” dedim. “O zaman kimliğini ver.” Verdim. “Kırmızı ışık nedeniyle durdurulduğunu kim söyledi sana?” “Başka ne hatam olabilir?” “Birisini arıyoruz, o nedenle kimlik kontrolü yapıyoruz” deyince yüzüm kızardı doğrusu. Özür diledim. “Zaten sen Trabzonlusun sana yol açık” dedi. “Sen de mi” dedim gözümün birini kırparken, “hayır” dedi gülerek, “değilim.”

İstanbul’a gittiğimde bir arkadaşımın bürosuna uğradım.  Orta yaşlı esmer bir adam girdi içeri saygıyla. İş görüşmeleri varmış, onlar konuşurken sadece dinledim. Sonra arkadaşım yan odaya geçti. “Siz de mi Trabzonlusunuz?” diye sordu bana esmer adam. “Evet” dedim. Bunun üzerine dedesinden kalan bir öğüdü nakletti bana.

“Dersimliyim, çok eskiden insanlarımız İstanbul’a gurbete gelirdi. Doğrudan yol olmadığı için Erzincan üzerinden Trabzon’a gider oradan gemiye binerlerdi. Dönüşte yine aynı yol izlenirdi. O nedenle Trabzon halkını iyi tanırlardı. Dedem babama demiş ki; Biz burada farklı insanlar, farklı kültürler arasında yaşıyoruz. Bir gün mesela bir isyan, bir savaş yahut bir olumsuzluk olursa, toparlanıp çıkın, doğruca Trabzon’a gidin. Orada kimin kapısını çalarsanız çalın. Derdinizi anlatın. Onlar sizi saklar ve korurlar. Ne zaman ki burada işler yoluna girer çıkın gelin.”

Dersimli esmer adamın anlattıkları duygulandırdı beni. Atalarıma yeniden ama binlerce kez minnet ve şükran duygularımla bağlandım. Bize bıraktıkları bu itibar ve güvenilir insan olmak onuru için milyon kez teşekkür geçti içimden.

Arada bir “Nerede o eski Trabzonlular” diye bakınırım çevreme. Bu yazıyı bana yazdıran hemşerilerimin en son çıkardığı olayı okumuşsunuzdur gazetelerde.  
“Yasadışı dinlemeleri protesto etmek için Galatasaray’da toplanan ÖDP’li gruba, Kasımpaşaspor maçı için aynı yerde bekleyen bir grup Trabzonsporlu taraftar ‘Kahrolsun PKK’ diye bağırdı. Karşı taraftansa ‘Kahrolsun faşizm’ cevabı geldi.”
Olanlar oldu, bizimkiler saldırıya geçti. Oysa yürüyüşün ne PKK ne de faşizm ile ilgisi yoktu. Hükümetin sanki çözmek istemediği bir sorun protesto ediliyordu. Yasadışı telefon dinlemeleri memleketin önemli bir sorunu olarak zaten ortada duruyordu.

Kabakçı Mustafa ve arkadaşları geldi aklıma. Onlar da yaşıyor olsaydı muhtemelen bu Trabzonspor taraftarları gibi, işi tam anlamadan olay çıkarırdı. Sonrasını düşünmezlerdi bile.

Yeni nesil Trabzonlulara, haddim olmayarak ama kabul ederlerse yaşlı bir Trabzonlu olarak, bir nasihat vermek isterim; Spor sizin için bir tür afyon olmasın. Atalarına yakışan, onların yolundan giden insanlar olmaya gayret edin ki daha da ünlenin büyüyün. Herkesin sevdiği saydığı, saygı gösterdiği insan olmak dururken, kötülükle anılmak hiç kimsenin işine yaramaz. Hümanist Trabzonluların görüntüsünü daha fazla hırpalamayın. Yüz yıllar boyunca oluşan Trabzonluluk kültürü olgusuna yazık etmeyin.

18 Ekim 2010

_______________