Yolda para bulsan ne yaparsın?

Kültür Sanatta Bu Hafta

Mektup Yazdım Acele

Çocukluk ve gençlik dönemlerimizin en gözde iletişim araçlarından biri, belki de birincisiydi mektup. Öğrencilik yıllarımızda kompozisyon dersinde “mektup nasıl yazılır” konusu işlenirdi. Hiç unutmam. Ortaokul ikinci sınıfta, Türkçe öğretmenimiz askerdeki kardeşine, annesinin ağzından yazdığı mektubu okumuştu bizlere. Annelik duygusunun “hasretle” bütünleşip, “kavuşmakla” köşe kapmaca oynayışının zarif bir anlatımıydı. Hayatın bir başka yönünü yakalamıştım o satırlarda. Emeğin yazıya can veren, onu dirilten, yücelten, okutan, dinleten, bitmesin dedirten, yaşamın içinden kopup gelen ince ince dokunuşları her cümleye yansımıştı.  Mektup gerçekten büyüleyiciydi.  Ve ben Karadenizli olmanın anlam derinliğini ilk kez o mektupla tatmıştım.

***

İlkokuldayken, gurbetteki babama, askerdeki dayıma mektupları ben yazardım. Ara sıra yazma tembelliği gösteren komşu çocukların görevini de üstlenirdim. Uysal bir çocuk oluşum ve güzel sayılabilecek yazı stilim tercih edilmemin önemli gerekçeleriydiler. Yazdığım mektupların en keskin, en güçlü cümleleri annemden gelirdi. Rumlardan kalma evimizin tek göz odasında, idare lambasının kör ışığı altında, kardeşlerim uyanmasın diye, annemin sesi kulağıma usul usul akardı. O yaşadıklarımızı anlatırdı, ben de yazardım. Yazdıkça beyaz kağıdın keyfi kaçardı. Bazen sözcüklerin ağırlığını cümleler taşıyamazdı. Duraksardım. Anneme yalvarır gözlerle bakardım. Dişlerinin arasından, “Deduklerumi yaz. Beğenmesan, sen kendun içun ayri yazarsun.”  diye fısıldardı.

***

En son yazdığım mektuplar Diyarbakır’da geçen gurbet yıllarıma aittir. Gönüllü gittiğim o coğrafyada, yaz sıcağıyla üzerime çullanan alışkın olmadığım sıkıntıları mektuplarla azaltmaya çalışıyordum.  Tanıdığım herkese yazıyordum. Öyle bir düzen oluşturmuştum ki, hafta boyunca hiç mektupsuz kalmazdım. Evle, arkadaşlarımla yazışmalarıma nişanlanma süreciyle Fatoş da eklenmişti. Diğer mektuplarımın akıbetini bilmiyorum ama Fatoş, yazdığım mektupları hala saklar.

Bir gün, mektup yazmanın, okumanın tadı üzerine çocuklara bir şeyler anlatıyordum. Merve: ”Nazım abi, ablama yazdığın mektupları okuyabilir miyiz?” diye sordu. “Ablandan isteyin. Mektuplar onundur, verirse okursunuz.” dedim. Mektuplardan bir tanesini gelip yanımızda okudular. Çok güldük. Daha doğrusu Fatoş bizi güldürdü. Mektupta, odamdaki ağustos böceğini anlatmışım. Fatoş mektubu heyecanla açıp okuduğunda, yakın arkadaşı merakla sormuş: Ne yazıyor, ne yazıyor? Fatoş beklediğini bulamamanın şaşkınlığında: “Ağustos böceğiyle başlayıp onunla bitirmiş. Sonuna zar zor bir selam eklemiş.”

Çocuklar mektubu çok beğenmişti. Fatoş onlara katılmadı. “Yazarken odada o vardı, ben de onu yazdım. Ne yapayım? Annemden öyle öğrendim. Yaşadığını yazacaksın.” diye kendimi savunurken, Merve: “Nazım abi, iki cümle de ablama yazsaydın daha şık olurdu.” Ben de” Yazmışım ya. Baştaki Sevgili Fatoş, sondaki Selam eder gözlerinden öperim. Etti sana iki cümle.” der demez kahkaha koptu.

***

Tarihi kişilerin, ünlü yazarların yayınlanan mektupları hep ilgi odağı olmuştur. Dönemlerine ayna tutan, önemli ayrıntılarla bizleri buluşturan birer belge niteliğindeki bu mektuplar, edebi olarak da büyük değer taşırlar. Yazdıklarımla, okuduklarımla böylesi bir zenginliğin bütün nimetlerinden nasiplendiğimi düşünüyorum. İstiyorum ki; yeni kuşaklar, çeşni olarak da kalsa, bu tadı tanısınlar. Birkaç cümle ile şansımı deneyeyim. Fiziksel görünümüyle başlayayım. Tartışmasız yürek hoplatır. Müthiş heyecanlandırır. Elleriniz değdikçe içiniz kabarır. Zarfı açar, soluğunuzu tutar okumaya başlarsınız. Bitirdiğinizde ya mutluluğun kollarında yayılmış, ya da hüznün mengenesinde sıkışmış olarak bulursunuz kendinizi. Çünkü hayattır size anlatılan.

***

Karadeniz türkülerine tutkun olanlar, o güzelim türküyü mutlaka bilirler. Mektup üzerine yakılmıştır. Sözleriyle ezgisi öylesine uyumludur ki, insanı sımsıkı sarar ve uzun süre bırakmaz. Bağlamayı her elime aldığımda bu türküyle yol almayı, bir zaman dolaşmayı kendimden esirgemem. Bazen, notaların beni alıp götüren düzenini kaçırdığım anlar olur. Asla vazgeçmem. Türküyü yüreğimden gelen bir kaydeye yatırıp giderim.

mektubumun uçlari
bağlamadur bağlama
ben yazarken ağladum
sen okurken ağlama

mektup yazdum kış idi
ayacuğum uşidi
okuyan incinmesun
yureğum yanmiş idi

***

Yazı uzun mu oldu, okuyanlara sıkıcı mı geldi bilemiyorum? Hangi seçenek öne çıkarsa çıksın, bu yazının sonunu, Nevzat ÇELİK’in “Şafak Türküsü” adlı şiirinin inanılmaz dizeleriyle bağlamak istiyorum.

geride
masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
bağışla beni güzel annem
oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
elleri değsin istemedim
gözleri değsin istemedim
ağlayıp koklayacaktın
belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

____________

Son yorumlar