3.jpg

Ana Menü

  • ANA SAYFA
  • ÖZEL HABERLER
  • MAKALELER
  • ÖYKÜLER
  • ANILAR
  • ŞİİRLER
  • ÇEVRE ve İNSAN
  • İNSAN HAKLARI
  • HALK KÜLTÜRÜ
  • BÜYÜKLERE MASAL
  • KARİKATÜR
  • OKURLARDAN
  • BANA YAZIN
  • RADYO DİNLE
  • FOTOĞRAFLAR
  • FİKRET MALKOÇ
  • ULUSAL BASINDAN
  • VİDEO İZLE
  • GAZETELER
  • YAZI ARŞİVİ
  • MİSAFİR DEFTERİ
  • KÜNYE

SON EKLENENLER

  • 'Fehmi Tosun'u hatırla'
  • Bahçeli de tehlikeli sulara daldı!
  • 'Vatandaş Türkçe konuş' günleri...
  • Jitem Yargılanıyor
  • Devlet Halk İlişkileri
  • 12 Eylül'ün karanlık dosyaları
  • Heron İddiaları
  • Türk Yunan dostluğu sahaya indi
  • Yeni Mübarek Kim Olacak?
  • Krizin faturası yoksullara
  • ‘Fethullahçılık tehlikesi’ ve hukuk...
  • Rize’deki Felaketin Nedenleri
  • Sabır Taşi
  • Burası Viyana mı?
  • Ayı ve Devler Arasında

Son yorumlar

  • Kimin Gücü Kime Yeterse
  • Simonlar ve Baronlar Savaşı
  • Hükümet Demokrasiye Direniyor mu?
  • Yaşamak Güzel, Yaşatmak Daha Güzel‏
  • Sekiz Ayda Yüzbin Ziyaret

ANKET

Anayasa Refendumu için
 

Kimler çevrimiçi

Şu anda 10 konuk çevrimiçi

2010 Ziyaretçileri

mod_vvisit_counterToplam:103045
...
Resim
'...
Pazartesi, 06 Eylül 2010
... Devamını oku...
Resim
B...
Pazar, 05 Eylül 2010
... Devamını oku...
Resim
'...
Pazar, 05 Eylül 2010
... Devamını oku...
Resim
J...
Cumartesi, 04 Eylül 2010
... Devamını oku...
Resim
1...
Cumartesi, 04 Eylül 2010
... Devamını oku...
Resim
H...
Perşembe, 02 Eylül 2010
... Devamını oku...
Resim
T...
Çarşamba, 01 Eylül 2010
... Devamını oku...
Resim
Y...
Pazartesi, 30 Ağustos 2010
... Devamını oku...
Resim
R...
Pazar, 29 Ağustos 2010
... Devamını oku...
Resim
A...
Çarşamba, 25 Ağustos 2010
... Devamını oku...

Doğu Karadeniz'de Yaylacılık Geleneği
Ozhan Öztürk tarafından yazıldı   

Makale: Özhan Öztürk*

Karadeniz köylüsü, büyük ve küçükbaş hayvanlarını daha iyi şartlarında besleyebilmek ve ot kesip stoklayarak kışlık saman ihtiyacını biriktirebilmek amacıyla orman örtüsünün sona erdiği 1000-1500 m yükseklikteki yaylalara Nisan-Mayıs ortalarında başlayan ve Ekim ayı sonuna kadar süren mevsimlik göç gerçekleştirmektedir.
Yaylası yüksek rakımlı olan köyler yaylaya çıkmadan 1 hatta 2 ay kadar önce mezere adı verilen alçak yaylalarda konaklamakta, çayır biçmenin yanısıra lahana, soğan, kartol (patates) ekimiyle küçük çapta sebzecilik ve arıcılık yapmakta, ısınan havanın yayladaki karı yerden kaldırmasını bekledikten sonra daha yüksek ve serin olan yaylalara çıkmaktadır. Bazı Hemşin köylerinin Haziran ayına dek mezralarda bekledikten sonra Bocunus (2380 m), Avucur (2350 m), Palovit (2350 m), Trovit (2450 m) gibi yüksek yaylalara çıktığı ve Ağustos sonunda havalar soğumaya başladığı anda tekrar mezraya veya köylerine dönmesi örneğinden de anlaşılacağı gibi yaylada geçirilen süre yaylanın yüksekliğiyle ters orantılıdır. Kimi yaylalar tek bir aile ya da köye, Ayder ve Elevit gibi büyük yaylalar birden çok köye hisselidir. Günümüzde pek çok yörede yaylacılık ekonomik ihtiyaçtan ziyade, 20-25 yıl öncesine göre hayvan varlığının dörtte üç oranında azalmasınında etkisiyle sayfiye amaçlı gerçekleştirilmektedir. Karadeniz köylüsünün yaylacılık geleneği ve yarı göçebe yaşam tarzını belirli bir dönemde öğrenmiş olduğuna dair hiç bir yazılı kaynak veya sözlü efsane bulunmamasından çağlardır sürdürdüğü geleneksel yaşam tarzı olduğunu anlaşılmaktadır.


Bu yazıyı Facebookta paylaş
Devamını oku... Yeni yorum ekle
 
Anayasa ve Doğa
Şevket Çorbacıoğlu tarafından yazıldı   

Anayasaya Ve Doğaya Dokunanlar Kendilerine Dokunturtmuyorlar

“Halkoyu ile halkı oyuna getirmek” başlıklı yazımın bir bölümünde şu soruyu sormuştum:
 “Neden, kıyılarımıza ve derelerimize saldırarak‘doğayı ve doğanı siyasi ve ekonomik rant adına’ yok edenler için bir madde yok? “HES’ler Kimleri Besler?”in yanıtı mı korkutuyor!?!?
http://blog.milliyet.com.tr/Anayasanin_dokunulmazligini_kaldiranlar____/Blog/?BlogNo=235242
Kendinize dokundurtmuyorsunuz da, neden doğaya ve doğana dokundurtuyorsunuz?!?!”
Bu sorumdan yola çıkarak ‘Karadeniz İsyandadır’ ve Türkiye Su Meclisi’ platform sözcüsü olan arkadaşlara, daha doğrusu inandığım doğa savaşçılarına 23 Mart 2010 tarihli şu iletiyi gönderdim:
Anayasa değişikliğinde neden doğa ve çevre için bir madde yok?
Bunun çalışması yapılamaz mı?


Bu yazıyı Facebookta paylaş
Devamını oku... Yeni yorum ekle
 
Hakkari Cumhuriyeti
İrfan Sarı tarafından yazıldı   

Yetmişli yıllardan seksenli yıllara kadar sağcı ve solcu fraksiyonların fikir ve sopa çatışmalarının arasında geçirdiğimiz çocukluğumuz sıkı yönetimli zamanlardı. Neredeyse her gün bir kavga ve yüzü başı kan içinde ağabeylerimizi gördük.
Sınır boylarında kaçağa giden büyüklerin sahiplenilemeyen cesetlerinin başında boğazına kadar sıkışan isyan babalarını o zaman tanıdık.
 
Annelerin evladının cesedini sahiplenemeyişini kim nasıl tarif edebilir?
Acıysa budur herhalde en büyük acı. Bu tarifi olanaksızların içinde en tepedekidir.



Bu yazıyı Facebookta paylaş
Devamını oku... Yeni yorum ekle
 
“Romeyikanın Türküsü” Belgeseli Üzerine
Yusuf Bulut tarafından yazıldı   

Thales’e ait olduğu sanılan bir özdeyiş vardır; “Bir ülkenin türkülerini yapanlar, kanunlarını yapanlardan daha değerlidir.”

Türküleri yapanlar insanın özgürleşmesini amaçlar. Kanunları yapanlar ise özgürleşmek bir yana, var olan doğal değerlere bile sınır koymaya çalışır.

Bizde de öyle oldu; geçen yüzyılda yasaklamalar ile boğuştuk durduk. Sözde ulaşılmak istenen batı medeniyeti, gelerek televole kültürünün içine girip sıkıştı.

20. yüzyıl kendine özgü koşulların, kavgaların yaşandığı bir zaman dilimi oldu. Dünyanın her tarafında iktidara gelenler asıp kesti, durmadan insan öldürdü. İnsanlık tarihi boyunca, ondan daha çok kader bağlayan, acılar çektiren başka bir asır yaşanmadı, görülmedi.

19. yüzyıl başlarından itibaren Milliyetçilik, Avrupa'da, 20. yüzyılda ise tüm dünyada egemen siyasi bir düşünce tarzı olmuştu.



Bu yazıyı Facebookta paylaş
Devamını oku... Yorumlar (1)
 
Romeyika’nın Türküsü Belgeseli
Yeliz Karakütük tarafından yazıldı   

Belgeselin sundukları…(Özet)

“Mamika,  emen allo mian pulim ipe  me…”  Mamika, bana yine pulim de…
“Dillerin yaratıcısı sesler seslerin yaratıcısı insanlar… İnsanların birbirleriyle kurdukları bağlar ve iletişimin en güçlü kaynağı dil… Bir insanı anlamak, hem konuştuğu dilin inceliklerine inmek kadar kolay hem de zordur aslında… Ama insanı çözümlemek için neredeyse yeterlidir” deyip çıktık yola… Amacımız kaybolmakta olan bir dilin son temsilcilerini de yitirmeden önce onların bize söyleyeceklerini dinlemek, coğrafyalarına dair pek çok hikâyeyi ve türküyü kayıt altına almaktı…


Bu yazıyı Facebookta paylaş
Devamını oku... Yorumlar (7)
 
« BaşlatÖnceki11121314151617181920SonrakiSon »

Sayfa 17 > 80